1769 yılında Avusturya-Macar imparotiçesi Maria Theresa, soylu bir mekanikçi olan Wolfgang von Kempelen'e bazı isteklerini belirterek, kendisini etkileyici bir buluş yapmasını rica eder. Aynı zamanda ses üzerine yaptığı büyük çalışmalarla bilinen Kempelen verilen 6 aylık süreyi iyi değerlendirerek "The Turk" adı verilen ve kendi kendine düşünerek satranç oynayabilen bir kukla makinasını yaratır.
Türk'ün detaylarına inmeden önce tarih sahnesindeki yerini ve önemini anlamak için, şuradaki robotlar tarihi ve şuradaki yapay zeka tarihine bakmak ve incelemek gerekir.
Demekki olayın incelenmesi gereken 2 kısmı vardı. Satrançta yapay zeka ve mekanik gelişim.
Neyse, bu iki gereksiz link'ten uzaklaşalım ve konumuza dönelim. "
The Turk" o kadar ilgi görür ki, sahibi onu Avrupa turuna çıkarmaya başlar. O tarihlerin eğlence dünyasını düşünürseniz, bu takdire şayan bir gösteri olmaktadır. Şurada detaylarını bulabileceğiniz gibi şov sırasında insanları etkilemek çok zor olmamaktadır. Ünü her geçen gün artan "The Turk", Napolyon'la bile oynar. (Nasıl sinirlendiğini okumanızı öneririm)
En iyisi sizleri daha fazla meraklandırmadan "The Turk"ü biraz daha yakından tanımak. Bu konuda internette rast geldiğim tek Türkçe kaynak şurası.
İngilizce bilenlerimiz için ise şurası mutlaka okunmalı.
"The Turk"ün müthiş bir el değiştirme kronolojisi var. Örneğin; metronomun mucidi Johann Maelzel.
hafif.org kullanıcıları arasında bir Edgar Allan Poe hayranlığı olduğunu hepimiz biliriz. Peki Poe'ni bu konuda harika bir çalışması olduğunu kaçımız biliriz. Esas şu dosya bir pdf dosyasıdır ki, başka hiçbir yerde görmediğim bir iki çizim var nasıl çalıştığını anlatan.
Hakkında kitaplar bile yazılmış;
"The Turk - The Life and Times of the Famous Eighteenth Century Chess Playing Machine". Yazarı Tom Standage ve onunla yapılan güzel bir söyleşi
İkinci kitap ise;
"The Turk, Chess Automaton" by Gerald M. Levitt. Dileyen amazon'dan arasın bulsun :)
"The Turk" yandıktan sonra başarısından yararlanmak için Mephisto ve Ajeeb adında iki kopyası daha yapılmış.
Şurada ise yine "The Turk" adında bir satranç programı var.
Kısacası günümüzde hala popularitesini ve saygınlığını koruyor. İşte bir ilan;
"I am delighted to report The Turk will make an appearance at the National Open Chess Tournament at the Riviera Hotel in Las Vegas on Saturday, June 14, 2003. There will be no charge for admission. Performances are scheduled at 9 a.m. and at 4 p.m."
Tüm herşeyin ötesinde, şahsi olarak ilgimi en çok çeken şeyin isminin neden TÜRK olduğunu bulabilmekti. Kıyafetleri ve sol elinde tuttuğu nargile çubuğu ona bu adın takılmasını sağlamıştı elbette ama neden bu kostüm seçilmişti?
O tarihlerde Türkler satrançta çok mu başarılı bulunuyordu?
Şov sırasında makinanın ilk hareketi ile birlikte izleyenlerin ürpermesine bir katkısı olsun diye miydi?
Sahte birşey olduğu için ona Türk adı verilmiş olabilir miydi?
Belkide Kempelen bir Türk hayranıydı.
bu poe hayranlığı lafını üstüme alıyorum TiViTi:)
işin gerçeği son günlerde edgar allan poe'nun fenerbahçeli olduğunu ispatlama konusunda çalışmalar yürütüyordum, o yüzden gözden kaçmış. (kuruluşunu öngörmüştü.)
poe, enterasan adam, zamanının ilerisinde, o denemeyi de gösteriyi izlemesi üstüne yazmış. (ki bu gösteriyi izlemesi, bu makineyi icat eden kempelen zamanında olmamış, çünkü poe 1809 doğumlu, oysa 1805'de makineyi Johann Maelzel almış) matematik merakı zaten üst düzeyde. hikayelerinden bunu anlıyoruz.
bu makineye gelince, linklerden anladığım kadarıyla, bu adamın gerçek başarısı, konuşan (yapay insan sesi) bir makine yapmış olması.
bu the turk, bir başarıdan çok, gariplik örneği gibi duruyor, makinenin içinde bir operatör olduğu iddiaları üzerine, 1825'de amerikaya kaçıyor maelzel. poe da o arada izledi gösteriyi herhalde(1835'de izlemiş). bu olayla ilgili, ölümüne yakın şu hikayeyi yazmış.
alete türk adının verilmesinin ise türk hayranlığı ile ilgili olduğunu sanmıyorum, avusturya-macaristan'ın dönem itibarıyla bize hayran olacağını sanmıyorum.
ama makinenin tipi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. the duck demişler şu alete de.
Poe'nun yazısını bir nefeste okudum, okumaya üşenen arkadaşlar için özetlemek gerekirse, önce aletin ve Maelzel'in şovunun detaylı bir tasvirini yapıyor, daha sonra aletin gizemli sırrının uyandırdığı yankıları ve daha önceleri aletin içinde bir insan olduğuna yönelik iddiaları ele alıp bunları çürütüyor, daha sonra da kendisi aletin içinde adam olduğunu iddia ediyor.
Şovu defalarca ve pür dikkat olarak izlemiş olduğundan dolayı iddiaları ve kanıtları çok sağlam, bu yüzden muhtemelen numarayı çözmüş diyebiliriz (daha sonra numara detaylı olarak açıklanmış ama onu okuycak sabrı gösteremedim).
Ancak kanıt olarak sunduğu bir madde beni gerçekten sarstı:
(3) Otomaton bütün oyunları kazanmıyor. Eğer düzenek safi makineden oluşuyor olsa durum bu olmaz, her zaman kazanırdı. Şayet satranç oynayabilecek bir makine yapacak bir mantık geliştirlse ve bu mantığın uzantısı olarak makinanın oyunu kazanması sağlansa, bunun uzantısı da makinanın tüm oyunları kazanması yani bir antagonistin her türlü oyununda galip gelmesi olurdu. Biraz düşünmek herkesi ikna edecektir ki bir makinayı her oyunu kazanacak şekilde tasarlamak tek oyunu kazanacak şekilde tasarlamaktan hiç de zor değildir. Bu durumda eğer Satranççıyı bir makine olarak görüyorsak mucidinin onu kasıtlı olarak mükemmelliğe ulaştırmadan imal ettiğini kabul etmeliyiz ki bu da makinanın sadece makina olmadığı hususunda - ki bizim de iddiamız budur- şüpheler uyandıracak aptalca bir hareket olacaktır.

Danube nehrinin üstündeki sarkaç şeklindeki köprüyü birlikte tasarladığımız aziz dostum Wolgang Von Kempelen(hep yanımda gezerdi); Türk adını vediği satranç oynayan makinayı da benden esinlenerek isimlendirmiştir(kumpas, şaklabanlık, kıvırma, katakülle yapma ve çok iyi hatta mükemmel satranç oynamamdan esinlenerek).
yukarıdaki pdf dosyasına ek olarak bakınız James Randi makaleleri; birinci bölüm ve dahi ikinci bölüm.
Sayın Baby'den uzak; Poe abimiz de az satranç uzmanı değilmiş hani(Sayın İngiliz el emekçisinin son paragrafta belirtmiş olduğu cümlesine ithafen)...
Elinize sağlık Sayın Tiviti.
Adamlar Türklerden korkuyo o sırada Canavar barbar seytan olarak goruyorlar Rakip olarak goruyorlar. Sonraki makinelere mephisto adinin verilmesi de savımı destekler nitelikte. Hintliler yapsaydi The Briton olurdu ismi degil mi? Sevmezler türkleri o sıralarda hiç hayal kurmayasın.
iyi de, Deep Blue da her oyunu kazanamıyor. yani kazanmıyor değil, kazanamıyodur işte. hangi tarafın destekçisi olarak alıntıladın bunu; bir şeyler mi kaçırıyorum?
ben de aynen onu demek istedim. Poe gibi bir dahi ciddi bir yanlış öngörü yapıyor bu paragrafta. Ancak bu yazıyı yazdığı yılda bunu okumuş olsak çok doğru bir cümle olduğunu düşünecektik.
Yine aynı şekilde belki 20, 50, 100 yıl sonra da bizim bu yorumlarımızı okuyan bir kişi bizim saçmaladığımızı düşünebilir, ai yeteri kadar gelişirse her oyunu kazanabilecek bir makina yapılabilir pekala.
Bu durumda Poe'nun bu saptaması ne kadar doğru ne kadar yanlış ikileminde kalmaktayım. Bunu biraz da ilkçağ doğa düşünürlerinin hayatı suya dayandırmaları fikrine benzettim. Herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan herşeyin 3 elementten oluştuğu iddiası bugün o gün olduğundan daha doğru bence.

bu yazıyı yazdığı yılda bunu okumuş olsak çok doğru bir cümle olduğunu düşünecektik, şimdi okuduğumuzda doğru bir cümle olduğunu düşündüğümüz gibi... tahmin edilemeyen hamlelere karşı tüm oyunları kazanan mekanik bir makinenin yapımı; tahmin edilemeyen tek bir oyunu kazanmaya yönelik tasarlanan bir makinanın yapımından daha zor değildir, sadece biraz daha detay gerektirir ki zamanında hafızası olmayan mekanik bir makinadan söz ediyoruz. Efsane devam ediyor.
the Turk'e yenilmiş olması, kime ya da neye yenildiğini anlamaya çalışmasında ve o makaleyi yazmasında etkili olmuştur muhtemelen.
mi acaba? Ortada olan şey satranç değil de ne biliyim masa hokeyi olsa dediğin kesinlikle doğru da, şöyle bir nokta var: Makina olası milyarlarca oyundan tek birini kazanmaya programlı değil, sadece kazanmak için oynuyor ve kazanabilirse kazanıyor. Mekanik - elektronik olması detayını göz ardı edecek olursak, bu durumda makinanın mümkün olan tüm oyun kombinasyonları için bir cevabı olması lazım. Bunu yapabilecek herhangi bir insanoğlu var mı bilemiyorum (aslında biliyorum: yok).
Bu da şunu gündeme getiriyor: insan her detayı programlamadan sadece "benden akıllı ol, beni her oyunda yen" komutunu vererek bir oyun makinası yapabilir mi?
Veya daha basit bir oyun düşünelim: tic tac toe denen hani 9 kareden oluşup da o ve x figürlerinin 3 tanesini yan yana getirme esasına dayalı bir oyun vardır. O oyunu iki taraf da iyi biliyorsa müsabaka muhakkak berabere biter. Bu oyun için hiç bir bilgisayarı her oyunu kazanması için programlayamayız.
Veya bir bilgisayarı her satranç oyununu kazanabilecek şekilde programlayabildiğimizi düşünelim, 2 bilgisayarın maçı ne olur? (Bir aralar Amiga için yazılmış olan satranç programları arasında turnuva yapmışlardı, bazı programlar 6, bazıları 7, bazıları 8 hamle ilersini hesaplayabiliyordu, o turnuvayı 7 hamle ilersini hesaplayan program kazanmıştı)
Bu arada işin içinden çıkamadığım için brainstorming yapıyorum, beni ikna edersen fikrimi hemencecik değiştirebilirim haberin olsun.

Poe Ustamızın mevzubahis maddesi (17 maddenin üçüncü maddesi): 3. The Automaton does not invariably win the game. Were the machine a pure machine this would not be the case--it would always win. The principle being discovered by which a machine can be made to play a game of chess, an extension of the same principle would enable it to win a game--a farther extension would enable it to win all games--that is, to beat any possible game of an antagonist. A little consideration will convince any one that the difficulty of making a machine beat all games, Is not in the least degree greater, as regards the principle of the operations necessary, than that of making it beat a single game. If then we regard the Chess-Player as a machine, we must suppose, (what is highly improbable,) that its inventor preferred leaving it incomplete to perfecting it-- a supposition rendered still more absurd, when we reflect that the leaving it incomplete would afford an argument against the possibility of its being a pure machine--the very argument we now adduce.
Gelişmiş"!" "the Turk": "Deep Blue'yu inşa eden ekip onda 'akıl' olmadığını, yalnızca oyunu başlatan ve bitiren, büyük ustaların danışmanlığıyla ayarlanmış fonksiyonları puanlayan ve derinleştiren geniş bir veri tabanı, ve özellikle, her hareket sırasında 14,5 hareketi önceden görmesini sağlayan süratin varlığından söz edilebileceğini söylüyorlar. Satranç bilgisayarları Güçlü Yapay Zeka değildir, taktik ve strateji hesaplamaz, yalnızca milyarlarca olasılığı tek tek ele alıp hamle yaparlar. Bu bakımdan insanla hesap makinesini karmaşık hesaplamalarda yarıştırmak neyse, kısıtlı sayıda hamle ve olasılığa dayalı oyunlarda karşılaştırmak da o denli anlamsızdır." (copied and pasted).
3. maddede ki durum Poe ustamızın insan-makina karşılaşmalarında; bir makinanın oyunları kazanmasından çok kazandıklarının yanında doğal olmayanın oyun kaybedilmesi olduğunu düşünmesi ve bu durumu bir makinaya, kazanmaya programlı bir makinaya yakıştıramamasıdır. Milyarlarca olasılık dahi olsa sınırlı olasılıkların olduğu bir oyunda, insanın makinaya karşı bir şansının olmaması, doğru dizayn edilen bir makinanın sınırlı olasılıklar dahilinde hata yapmayacağından(hata yapmasına olanak bulunmadığından) bütün oyunları daima kazanmasını gerektirir. Poe'nun "ne yani adam mükemmel bir makina yapmak yerine yarım yamalak bir makina mı yapar, yok daha neler, bu kesin insan hareketlerine dayalı bir makinadır" tavrı kanımca bu durumu anlatmaya çalışan safça bir genelleme çalışmasıdır ki genelleme yapmaya çalışmak zaten başlı başına bir saflıktır.
Ek brainstore; kafatasımın içindeki uğultular(beyin yok): Çoğumuz bilgisayarla satranç(herhangi başka bir oyun da olabilir) oynamıştır. Farkında olmadığımız ise bizim bilgisayarla oynadığımızı sandığımız oyunun aslında bilgisayarın kendi kendisine oynadığı bir oyun olduğudur. Bu ne demektir; mesela bir satranç oyununda hinliğe yatıp atınızın yerine değiştiremezsiniz ya da bir fili dudaklarınızın arasına götürüp bilgisoşun dikkatini dağıtamazsınız (hemen aklıma the Turk geliyor, acaba diyorum karşısındaki oyuncu yanlış hamle yaparsa nasıl bir uyarı veriyordu?), hep onun hafızasında programlanmış olan hamleleri oynuyorsunuzdur ya da o hafızasında bulunan ama sizin aracılığınızla hareket ettirilen taşlara göre kendi kendine oynuyordur (sen hep olanı oynuyorsun bebek, adı üzerinde; bu bir bilgisayar oyunu...).
Zamanında nasıl oynanıyordu satranç acep; on iki hamle sonrasını düşünerek yapılan hamlelerle mi, sadece bir kaç hamle sonrası hesaplanarak mı yoksa bugünkü yıldırım oyunları diye nitelendirdiğimiz şekilde mi? cart curt mu? pHx Napolyon'u kesin yener, redstar ise kesin döver...
Efsane devam ediyor, Poe ayrı.
ben faciti bişey sanardım be! Büyük bir aklın ürünü, olayın içinde hile hurda olduğu kesin olmasına rağmen, böylesi bir kontrol makinesi dahi yapmak inanılmaz güzel, ve napolyon ile bu makine ile satranç oynamak. Adam büyük adam. Makineyi işlerken görmek isterdim. Taşları nasıl alabiliyordu vs. harika bir yazı yaw.
Bağımsız sarkastik devam ediyor.
- İlk açıklama/veri: satranç uzmanı değilim. - İkinci açıklama/veri: satranç oyununda ilk hamleyi yapanların kazanma yüzdesi daha fazladır.
soru: satranç oyunu nasıl kazanılır ve mutlak kazanma durumu var mıdır?
a) oyunculardan birinin hamlesindeki hata yüzünden, ki bu durumda rakibinizin yaptığı bir hata sizin oyunu kazanmanızı sağlar. bu durumu açıklama gereği yoktur.
b) karşıdaki oyuncunun hamlesinden bağımsız olarak; oyunda kazanılmış bir pozisyon üstünlüğü, işte bu durumun açıklaması nedir?
oynanabilecek tüm kombinasyonları bilen iki kusursuz makina düşünelim:
ilk hamleyi yapan beyaz makina tüm oyunları kazanabiliyorsa, karşısındaki siyah makina hangi hamleyi yaparsa yapsın oyunu tüm kombinasyonları hafızasında barındıran ilk makina kazanır. (Eğer bu varsayım doğruysa Poe'nun 3. maddesi kesinlikle doğrudur).
ilk hamleyi yapan makina tüm oyunları kazanamıyorsa, eğer oyunun kaderi tüm kombinasyonları bildiği halde, ilk oynayan makinanın ilk hamlesinde belli değilse her hamleden sonra siyahın kazanabilecek bir kombinasyonu ya da en azından berabere kalabileceği kombinasyonlar bulunmaktadır. (Eğer bu varsayım doğruysa; dilim varmıyor ama Poe, Poe...).
sayın İngiliz'in vermiş olduğu 7 hamle sonrasını düşünen makina ve 8 hamle sonrasını düşünen makinanın oynamış olduğu oyunda 7 hamle sonrasını düşünen makinanın kazanması durumu ise seçilen kombinasyondan kaynaklanan bir problemdir diye düşünüyorum.
yani bana mutlak kazanmanın kombinasyonunu çizebilir misin abidin?
Taşları neresiyle tutup oynadığı malum olan satranctik beyefendi, yine bilmediği sulara girip zeka dolu hamleler yapmış. Bu oyunla ilgili ahkam kesenler, genellikle satranca dair herhangi bi nosyonu bulunmayan kişilerdir. Burada da kural değişmemiş. Bu sık rastlanan ahkamcıların prototip sersemliği, 'abi kaç hamle sonrasını düşünebiliyor' noktasındadır. 'Daha çok hamle sonrasını düşünen kazanır' klişesine inanmaları da, satranç bilgisizliklerinin ve satranççı olmamalarının getirdiği normal bi sonuçtur. Bi eldiven giyip anlatıyım evladım: 1. 'Seçilen kombinasyon', 'oynanabilen kombinasyon' diye bişiy yoktur satranctik bey. Bu oyunda seçilen şeyler varyantlardır. Kombinasyon ise veri bi durumda ortaya çıkan taktik hamleler sekansına denir. Kombinasyonu seçemezsin, ancak görebilirsin. Görebilirsen tabii. 2. Önemli olan herhangi bi konumu değerlendirmek ve onu kazanca dönüştürmektir. Bu da esas olarak kaç hamle sonrasını düşünebildiğinle diil, varolan durumu ve taşların konumunu muhakeme edebilme gücü ve yeteneğiyle ilgilidir. 3. Şimdiki baba bilgisayarlar, pozisyonel oyunda hatasız denebilecek bi mükemmeliyete ulaşmıştır. Öyle taş falan feda ederek, makineyi kandırmaya çalışarak kazanmak mümkün diildir. Ancak stratejik olarak ve evde çalışılmış özel varyantlar sayesinde mağlup edilebilirler; bu da sadece büyükusta seviyesindeki ve 2600 rating üstü 100-150 kişi tarafından ve bazen başarılabilir. 4. Satranç, mantık önermelerinin ötesinde bi oyundur. 'Şimdi varsayalım ki iki makina var; biri şöyle oynuyor...' tarzı liseli mantarlıklarla ancak ne kadar budala olduğunuzu gösterirsiniz sarkologic bey. 5. Poe satranç konusunda saçmalamış; ama iyi bi yazar olduğu için kompansasyonu var. The sarkac'ı da yabana atmayalım; oyunu olmasa bile taşları kavrayışı mükemmel.
beyin fırtınası olucak diye beklediğim iki üç tane sokak hortumu sayılacak madde mi olacaktı yani?
önce sizden başlayalım, illa ki: ilk hata: "4. Satranç, mantık önermelerinin ötesinde bi oyundur. 'Şimdi varsayalım ki iki makina var; biri şöyle oynuyor...' tarzı liseli mantarlıklarla ancak ne kadar budala olduğunuzu gösterirsiniz sarkologic bey."
ben bu durumu varsaymıyorum sayın baby rica ederim, bu olacak bir durumdur, hatta sizin üçüncü maddenizdeki "Şimdiki baba bilgisayarlar, pozisyonel oyunda hatasız denebilecek bi mükemmeliyete ulaşmıştır..." cümleniz bunun müjdecisidir, şu anda bile böyle bir durumun olduğunun kanıtıdır. Sizinle yaptığımız diyaloglarda olduğu gibi hemen tekrara gireyim "milyarlarca olsa dahi sınırlı sayıda hamlenin yapılabildiği bir olasılık oyunudur satranç".
iki: varyant demişsiniz, hatice demişsiniz. ben de demişim ki varyantların oluşturduğu kombinasyonlar neticedir, bir oyunun tümünü oluşturan sonuçta varyantların bütünü olan oyun kombinasyonlarıdır. Burada anlamanız gereken, tabi sadece üç beş hamle sonrasını görebilen bir satrançcı olduğunuzdan bu durumu anlamamanız kabülümüzdür, her hangi bir oyunu oynamadan programlanmış makinanın oyunun sonunu biliyor olmasıdır, yani varyantın falan hikaye olma durumudur, makinanın bağırsaklarınızı bile görmesi durumudur. yani birinci maddenizde söylemiş olduğunuz seçilen/oynanan kombinasyon kıkırdaması, makinanın oynanabilecek tüm oyunları bilmesi dolayısıyla pek bir havada kalmaktadır.
şimdi efendim aradığım cevaba gelince; oyuna başlayan beyaz; oynanabilecek tüm olası oyunları bilen beyaz, tüm oyunları kazanabilir mi?
performansımı beğendiğinize ayrıca memnun oldum lakin henüz sizin gibi tüm tahtayı taşlarıyla birlikte kavrayabilme yetisine sahip değilim, olsa olsa iki piyon falan kavrayabiliyorum.
Yine etrafı pislemişsin cahil evladım benim. Sana yeni bi kaç hortum daha, lavaj yaparsın.
1. Satranç bi ihtimal hesapları oyunu diildir. Bir fikir oyunudur. Bricin aksine sentetiktir. 2. Muhtemel hamleler silsilesi milyarlarla ifade edilemez. Eksponansiyel olarak büyür; sınırsız ve sonsuzdur. 3. 'Bir oyunun tümünü oluşturan sonuçta varyantların bütünü olan oyun kombinasyonlarıdır' cümlesi mantık olarak bile salakçadır ve yanlıştır. Varyant ve kombinasyon iki ayrı vaziyettir. Varyantlar satrançtaki devam yollarına denir ve literatüre girmiş hamle sekanslarıdır. Açılıştan sonra devam eden ve yaklaşık 15-20 hamlelik serilerdir. Oyun ortası denilen safhaya kadar devam ederler. Bu teorik varyantları bilmeyen zibidiler, 20 hamleye kalmadan perişan olurlar. Kombinasyon ise, daha önceki ahkamda ifade ettiğim gibi, bu teorik varyantlar sonrasında oluşan bazı veri durumlarda, o an tahtada bulunabilecek taktik hamle serilerdir ve genellikle karşı tarafın oyunu terk etmesiyle sonuçlandırılır.
Yahu salak sarkac kardeşim.... 'Ben bu oyundan anlamam, ama bu oyun civarında çocukça bazı mantık spekülasyonları yapmayı ve bu şekilde hava falan basmayı severim' desen de ikimiz de kurtulsak.
eh be, hakaretin bini bir para ama elde var yine sıfır. Sayın Baby; mazot ve hatta katı yakıt kıvamında olan durumunuzu madde madde irdeleyelim:
1. Satranç bi ihtimal hesapları oyunu diildir. Bir fikir oyunudur. Bricin aksine sentetiktir. Bir fikir oyunu olduğunu iddia ettiğiniz satrancı oynayan, ki sizi havada karada ve hatta İzmir'in varyantında sekanstirecek olan "Deep Blue" arkadaşımız bu maddenizi gördüğünde "fikirlerim ve ben, zikirleri ve baby" adlı makalesini Cumhuriyet gazetesine yazmakta idi. Ayrıca sentetik tanımlamasıyla olaya tiner boyutu katmanız çok güzel bir vurdurtma olmuş.
2. Muhtemel hamleler silsilesi milyarlarla ifade edilemez. Eksponansiyel olarak büyür; sınırsız ve sonsuzdur. Ahh, ahh; sizin gibi sınırlı sayıda salaklar için üç hamleden sonrası sınırsız ve sonsuz hamleler olarak nitelendiğinden, haklısınız diyim sayın baby; bu konuyu bir de Deep Blue arkadaşımıza danışarak cevaplıycam ileride...
3.Bu maddenizdeki açıklama için teşekkür ederim. Şöyle; bundan 100-200 sene önce varyant abilerimiz 8-15 hamlelik seriler olarak ortalıktaydı. Yapılan analizler, yetenekli ve profesyonel satranç oyuncularının da devreye girmesiyle bu varyant abiler 15-20 hamlelik seriler haline gelmiştir. 10 yıl sonrasında beklenen ise; 14,5 hamle sonrasını gören Deep Blue'dan sonra 22,3 hamleyi görmeye programlanacak olan "En Derin Baby"nin varyantları 20-25 hamlelik serilere dönüştürmesidir... sonrası da mutlak varyant/kombinasyon/kombinezon sayabileceğimiz bir sona götürür bizi (belki de vardır ama ticari kaygılarla açıklanmıyordur).
Satranç uzmanı olmadığımı belirtmiş idim, amacım sizin herhangi birşey olduğunuzu göstermek te değildi, keşke şu sorum üzerinde düşünseniz de açıklasanız da ben de öğrense idim: oyuna başlayan beyaz; oynanabilecek tüm olası oyunları bilen beyaz, tüm oyunları kazanabilir mi? bu sorunun iki olası cevabı var: - evet ve açıklaması. - hayır ve açıklaması.
Yahu doğru dürüst elle tutulur bi şeyler söyleyemeyen sayın baby abicim; bizim gibi çocuklarla fingirdeşeceğine, her daim yellenmelerinle etrafı toz dumana katacağına; gidipte hava aldırmadan taşlarını kavrasan.
Sarkalogic'in sinirlenmeye başladığı, yine tahi anlamına gelen te'lerinden anlaşılıyor. Vakıf olmadığı konuları, vakıf olmadığı kelimeler eşliğinde eşeleyen bu tipik törkiş salatası, beyin fırtınası lafları ederken, lodos yemiş bülbüle dönmüş Liselerarası münazara günlerinde içinde kalan cümleleri, mavi yolculuk gecelerinde yıldızlara bakarak saçmaladığı şekillerde sürdürmek istiyor. 'Yapılan analizler, yetenekli ve profesyonel satranç oyuncularının da devreye girmesiyle bu varyant abiler 15-20 hamlelik seriler haline gelmiştir' cümlesinde görüldüğü gibi g..ü başı dağıtma durumuna gelmiş. Ulan satranç senin neyine be? Otur biraz türkçe falan çalış. Bi aralar bilmemnerde öğretim üyesiyim, falanım filanım gibi laflar etmiştin de okuyunca hiç şaşırmamıştım. Zira bu kadar cehalet ancak eğitimle mümkün olabilir. Sentetik deyince aklına tiner gelen, analitik deyince anal kasları gerilen kardeşimizin, gelişkin bilgisayarların fikir geliştiremeyeceğini sanması da gayet normal. Bugün bırak deep blue, deep thought gibi özel bilgisayarları, mikro bilgisayarlar, hatta kimi software yazılımları bile, oyunu okuyup fikir geliştirebilirler. Seninse herhangi bi konuda fikir geliştirebilmen için önce okuyup yazma öğrenmen lazım evladım. Kavrama konusundaki doğal yeteneğine ise saygı duyuyorum. Ama aradabir de olsa bu iş için beynini de kullan.
şöyle biraz saçlarıma doğru üfleyin sayın baby, aaa yellenin demedim...
bir; sinirlenmek? haklısınız.
iki; öğretim görevlisi değilim, hiçbir yerde hiçbir zaman olduğumu da ifade etmedim.
üç; türkçe hatalarımı düzelttiğiniz için teşekkür ederim, mükemmel bir makina değilim ki hata yapmamayım(anlamazsınız açıklayayım; burada konumuz olan Poe'ya atıfta bulundum, yok yani tiner esprisini de anlamamışsınız da ondan).
dört; fikir konusunda kaba et civarında dolaşmanızdan ve ahkamlarımdan sadece sıçmayı anladığınızdan, yukarıdaki ahkamları da tekrar okumayacağınızdan sizin anlayacağınız dilde tavsiyede bulunayım: taşlar ve tahta yetmediyse deep blue'yu deneyin sayın baby, belki iyi gelir.
beş; gelişkin bilgisayarların fikir üretmesine karşı değilim hatta fikirlerini özgürce ifade edebilmeleri için kendilerini desteklerim, lakin deep blue'yu ki yaratıcıları onun bir makina olduğunu iddia ederken, filozof ilan etmeniz sizi iyice gerzek durumuna düşürmekte.
son; yine sıkıştınız.
-ki yaratıcıları onun gelişkin bir hesap makinası olduğunu iddia ederken, filozof ilan etmeniz sizi iyice gerzek durumuna düşürmekte.
sarkac zaten gerekli ayarı vermiş; Deep Blue ve türevleri hamleleri dallandırır ve dallara puan atar. Yapacağı hamleyi de o hamlenin dallarının puan toplamına göre karar verir. Bunun bir üst seviyesi, karar ağacı algoritması ile oluşturulur ki onda da, bilgiyi bilgisayara işlev olarak değil, bir karar ağaç yapısı olarak verilir, ve daha da iyisi bilgisayarın bu yapıyı "örnek veriden" kendi kendine öğrenmesini sağlanır. Deep Blue ve türevleri bu aşamaya pek gelememiştir.
Sarkanalc'ın popolojilerine alışkınız da, flaş ismindeki bu yeni cahil kardeşimiz de nereden çıktı? Bu arada bu konuda başka herhangi bi ahkam girilmediğinden, hafif camiasında satrançtan veya satranç bilgisayarlarından anlayan tek bir şaytanın kulu dahi olmadığını esefle müşahade etmiş durumdayım. Kaypak ilgilerin ve linkolik yüzeyselliğin ötesine geçemeyen; spot kafalı, fare parmaklı ve tv tarafından kumanda edilen ucube bir nesil geldiği için aslında pek de şaşırmıyorum. Arkadaşların fritz örneğindeki gibi süper encınlardan haberi olmadığı için, aletin oyun sırasında fikir geliştirebildiğine kafaları basmamakta. Sentetik deyince amerikan ahlakı, analitik deyince bilmemneresini anlayan bu rakkasenin, fikir deyince de aklına filozof gelmesi son derece normal. Veri bir durumda zayıf bir hamle yapıp kaybeden bilgisayarın, aynı durumda yine aynı zayıf hamleyi tekrarladığını sanmakta bu budala. Flaş çocuk, sen de biraz sörç falan yap da, bu 'türevler'in hangi aşamaya geldiğini bi öğren bakiym. Bu arada Internet Chess Center'a (ICC) gelip bi kendinizi tanıtın da, satranç seviyenizin ne olduğunu anlayalım zübüdükler.
Deep Blue ve türevleri derken, Deep Blue/Deeper Blue, Deep Thought ve Deepest Thought gibi brute force, yani işlemci gücünden faidelenen AI'lardan bahsetmiştim. Konu Deep Blue üzerinden dallanıp budaklandığı için meyillendim o tarafa. Fritz motoru, veri analizine dayanan bir motor dediğin gibi. Daha önce oynanan oyunları alıp, hesaplama gücüyle beraber hamleleri devşiriyor.
at gözlüğü takmanız, kalça hareketlerinde Nez'i geçmeniz inanın sizin bizde olmayan puanınızı düşürmedi, bu nedenle kendinizi kanıtlamak için ne kadar iyi satranç oynadığınızı göstermenize de gerek yok, ama bir aile misafirliğinde "hadi göster bakiim amcalarına" deme hakkımı saklı tutuyorum.
netice:
sizinki: takdir ettiğim kelimeler; sentetik, eksponansiyel olarak büyüyen, sınırsız ve sonsuz(!), veri bir durumda zayıf hamle(aşılama)... bu sözlerinizin(hatice) ardında şu temel ve kesin olarak söylediğiniz düşünce yatıyor: olmayacak kardeşim, oynanabilecek tüm satranç oyunlarını kazanabilecek bir bilgisayar yapılamayacak.
benimki: bir ihtimal hesapları oyunu olarak nitelediğim satranç oyununda iki son olabileceğini düşünmem. birinci ihtimale göre her oyunu kazanabilecek bir bilgisayarın yapılabileceği, ikinci ihtimale göre yapılamayacağı.
şimdi yüzeysel son bir sorum olacak: deep blue arkadaşımız sizi yeniyor ya; bu onun fikirlerinin satranç oyununda sizden daha iyi olduğu anlamına mı geliyor?
kempelen in türk dostu olup olmadigini bilmiyorum ama bu arkadas yaptigi "türk satranc makinasinin" bir hile oldugu ortaya cikinca (satranc figurlarini makinanin icinde olan birisi miknatisla oynatiyormus) almanca diline "getürkt" yani "icinde bir hilesi olan bir sey" veya düz türkce ile "yamuk olan bir sey" kelimesini eklemis oluyor...
tabii kelimenin etimolojik anlamini bilmeyen avrupalilar da "getürkt" ün anlimini kötü niyetli ve sahte türklerden geldigini saniyorlar ... sanirim kempelen belkide istemiyerek de olsa türk ismini lekelemis bulunuyor...
Bu yazıda "tek Türkçe kaynak" olarak bahsedilen Cem Öcek'e ait yazılar, araf.net'ten kirkiki.net'e taşındı, arkadaşım olur şahıs.
Kempelen ile ilgili yazıya bu link'ten, Edgar Allen Poe'nun bu konudaki bir yazısının Türkçe cevirisine de bu link'ten ulaşabilirsiniz.
Bu kadar yıl sonra tekrar hatırlattğın için teşekkürler.
ilk defa duydum, çok enteresanmış gerçekten :)
Bu yaziyi hatirlatan serdarsabri'ye teessuf ederim. Hatta kufrederim. Cektigimiz sungerlere su dokuluyor; ozur dilemek falan durumunda kaliyoruz.
Korkunc seyler ve sekilde yazmisim. Cumle alem onunde Mr. Sarkac'tan ozur dilerim.
Makinenin (Turk) akibeti yazılmış mı göremedim.
Makine Kempelen'in ölümünden sonra satınalınarak Philadelphia 'da bir müzede sergileniyor. 1854 'teki bir yangınla makine yok oluyor.
sayın baby700, beklenmedik hamleniz karşısında mat oldum(aaa, bir yaşıma daha girdim!), teessüflerimle.
ya birbirinize yemiş muameleniz olur da durulursa hafif içinde bir satranç turnuvası yapalim mi diye bir fikir atıyorum ortaya... bu fikir daha önce belirtilmiş ise ben bazı bazı sıkıcı dialog haline gelmiş yorumları okumadığımdandır....
turnuvaya gelince karşılaşmalar için yüzyüze gelmeden yahooyu kullanabiliriz. belirli bir satranç odası kararlaştırılır. orada yahoo accountlarıyla buluşuruz. her karşılaşma için belirli gözlemcilerin bulunması lazım. istenirse karşılaşmaların yapılacağı tarih belirlenir ve belirlenen zamanda belirlenen satranc odasında açılan masada oynayanların ve gözlemcilerin dışında seyretmek isteyenler de seyredebilirler. bildiğiniz üzere bu söylediklerim yahoo sayesinde bedava yapılabiliyor. ilk önce katılanların belirlenmesi lazım.
son ahkama, geçen süre içerisinde küçücük de olsa hiçbir tepkinin gelmemesi, konuya dahil olmuşların 'sadece konuşmak' parantezine hapsolmus olduğunu göstereyazmış. belki de geçen süre yeterli olmamıştır diye iyimserlik hulahopumu çevirmeye devam ediyorum.
az da olsa biraz katılım olsa güzel olurdu. böylece laf sokmak için her birini oya işlermiş gibi itina ile döşediğiniz cümleleri kurmak için sarfettiğiniz enerjinizi daha elle tutulur bir yöne kanalize etmiş olurdunuz.
ilk aşamada bir yahoo accountu sahibi olmak, yüzyüze gelmeden belirlenen şahıslar arasında bahsi geçen turnuvaya katılmak için yeterli. bir çoğunuz yahoo games dahilinde satranç odalarını gezip görmüşsünüzdür. fakat yine de konuya dahil olmak için istekli ama yahoodaki uygulama konusunda bilgi eksikliğine sahip olduğunu düşünen olur da soru sormak isterse, sorana laf sokmadan, altıma almaya çalışmadan elimden geldiği kadar cevap vermeye çalışırım.
sayın be_goodie, lütfen duymamazlığımızı tarafınıza karşı alınmış bir tavır olarak algılamayınız. bu konuda iki durumum söz konusu; 1 - uluslararası yenilmezlik ünvanımı korumak için bu tür turnuvalarda boy göstermeyi sevmemem. 2 - herhangi bir şey için belirli bir saat birimi ayırma sorunsalına dalmak istememem.
yine de birileri oynamak isterse ve haberdar ederse, en azından seyirci olarak yer almaya çalışırım.
hmm ortada sessizliğin kişiselime karşı bir tavır olmadığını açıklamanız gözlerimi yaşarttı. teşekkür ederim fakat geri kalan -yenilmezlik- konusunda sanırım eksik bilgilendirilmişsiniz. sizin söylediğiniz gerçek olsaydı 'yenilmezlik' hiç bir oyuna katılmayan herkesin akşam evinde rahat rahat yiyebileceği bir yemek olurdu. sanıyorum mütevazi bir şakacık ile konuya renk katmayı uygun görmüşsünüz. sizi gidi sizi..
ben öyle yenilmezlik gibi saplantılar ile fazla ilgili değilimdir ama özellikle şunu söyleyebilirim ki; oynanan oyun satranç ise yenilgi bile, tecrübedir ve bazı bazı daha gelişmiş bir farkındalık sahibi olmaya yol açar.
sizin zaman konusundaki çekinceleriniz için de; konuya ilgi gösteren birileri daha olsaydı elbet bir orta yol bulunurdu yani kimseyi esir etmeden gerçekleştirilebilirdi. fakat sanıyorum artık boş konuşuyorum
18. yüzyılda Wolfang von Kempelen'in geliştirdiği ve çok ilgi gören "Mekanik Türk" adlı makineyla hangi oyun oynanıyordu?
a) Tavla
b) Satranç
c) Briç
d) Cirit
Az önce ATV'de kim 500 milyar isterin devamı olan fakat adını bilmediğim yarışma programında 20.000 YTL'lik baraj sorusu olarak çıktı. Keşke hafif.org takip ediyor olsalardı.
Konu ile ilgili en detaylı türkçe kaynak.
wikipedia'da mevcut.
ve yeni sürüm Türk için
Yeni Sürüm
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.