
Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.
Sisli bir sabahtı. Tüm rüyaları geride bırakıp yola düştüğüm zaman. Uyanmıştı gözlerim. Ama aklım düşlerimdeydi. Herkes gibi…
Atlılar geçiyor önümden. Yüzleri kirli çocuklar izliyor bizi. Elleri koynunda analar. Zafer, zafer, zafer… diyor yürekler. Topal bir ite takılıyor gözlerim. Yumruğumu sıkıyorum ve göğe kaldırıyorum düşünmeden ama inanarak kapılacağım mutluluğa.
Yol uzundur ya da kestirme yolları devler kesmiştir. Ömür dediğin sahipsiz bir masaldır çünkü. Arkama bakmadan tüketmeliyim şu yolları. Arkamdan ağlayanların hıçkırıkları bir ninni olsun bebelere. O kadar…
Ellerimi kanatıyor zaman. Ve ben süvarilerin merhametine sığınıyorum. Tuz basılıyor yaralara. Sahip olduklarım eriyor bedenimden. Çıplak hissediyorum kendimi. Üçüncü günümdeyim.
Yapma zaferlere kanmıyor beynim. Daha fazla acı istiyor sanki. Yollar hüzün yüklü savaşçılarla doluyor. Kimse tutmuyor elimden. Sonu olmalı her şeyin, diyorum. Ya yol biterse varlığımın bedelini ödemeden. Kartal olup uçmak istiyorum yalçın dağlarda. Uçamıyorum…
Varlığım içimi acıtıyor. Yokluğu ise hiç bilmiyorum. Ne kadar zavallıyım!
Tüm “izm”ler çiğnetiliyor topal itlere gözlerimin önünde. Kan kusuyor gök. Yumruklar sıkılıyor. Üstüme çöküyor sanki yalanlarım. Alay ediyor benimle saygı duyduklarım. Hafızamdan kurtulmak istiyorum o anda. Aklımı yitirmek istiyorum. Duygularımdan nefret ediyorum. Nefretimden nefret ettiğim gibi.
Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.

sakın ola ki kaybolmasın kasırgayı sarmalamış olan o meçhul dudak izleri,
ellerinden başka kirletilebilecek zerresi olmamış masumları yakarak ısınsın kutsal ateş.
sağlığından söylemeyen en harlısından kendi ateşini yaksın suyun göbeğinde. kim unutulmuşsa o hatırlatsın en deli kahramanlıkları.
biraz sarsarak yeşile dönsede kırmızı elbet doğumların hediyesi ölüm halleri biraz ileri biraz geri olmak kaydıyla kendisini dillendirecek olur olmaz marş izlerinde.
savaş ezanları okunarak verilen zafer selaları...
kendisine yaraşamazken zevce yatağın en son halini sundurmaya asıp öyle ezberleyecek teni bildiği teline.
kasırgada fırtına hediyesi,
ne demeye çalışıyor bu susmasını bilmeyen insan azmanları, bilen var mı?
bilen yok mu?
nedensizliği söylemezken bile kasıp kavuran harman yerinde kendisini haklayan kaç kişi.
en derin zaferleri yürek derinliğinde görebilen kör gözler, ışığı nasılda haykırıyor derin karanlıklara
nal seslerinde sessizlik isyanı, her yankıda yeni ölümlerin haber esintisi,
canlanamayacak kadar kumral bir akşamı ağırlıyor heybenin sol yanında,
sallanarak iki yana saçılıp açlığı hatırlatan hendeselerde klimatize edilmiş olan onca yalan sözlerin ısıttığı bayatlık ve sarıya çalan hastalık rengi.
ufalanan bakışlarda ufuk telaşı ve çokluğun doğurmaya hazırlandığı çoğunluk rahmi.
göbek bağından öteye geçemeyen,
geçsede gebe bırakılmış gecelerde sabaha aşyeren,
kalın dudaklı kısa dilli bir dünya resmediyor yansımalarda.
hangi kırbaç kendisini yaralar vurduğu tenlerden önce.
çözün sicimleri gemi şahlandı bir kez yol alacak okyanus havarilerine,
son beden yenilmek için yenilendi son yemek terzihanesinde,
bir kaç dikiş hali bir kaç sökük korusu,
yolculuk başladı bitmeye hasret hallerde.
savaş başladı zafere hasret hallerde.
amma velakin hiç bir kahramanlığını ilan edemez zaferden önce ölüme koşmazsa zevallerde.
imzalanmış bir ölüm fezlekesi var,
yaşam mandasıyla kıral olmaktansa, ölümün efendiliğinde kürek mahkumiyeti tercihtir kalbi avucunda kısrak süvarilerinde...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.