Türk halkının 'duyarlı' olduğu bazı konular vardır, bunları sıralayıp kimsenin tadını kaçıracak değilim gerçi, ve bu konular söz konusu olduğunda statükonun, tabunun ve muhafazakârlığın ülkesi Türkiye'de çok büyük fırtınalar kopar, günlerce bu durum konuşulur.
Bunlardan bir tanesi de PKK'dır. PKK terörist bir örgüttür, yaptıklarının ne şakası ne de lafı olabilir, katılıyorum.
Ancak işe artık başka bir taraftan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum: Günlerdir büyük bir keyifle izlediğim South Park'ta öyle konular gördüm, öyle 'tabu' denecek şeylerin kurcalandığına şahit oldum ki, yaratıcılarının cesaretine hayran olmadan, izleyicilerininse ayda 57 dava açmamasına şaşırmadan edemedim.
Sadece Paris Hilton, Britney Spears, Tara Reid gibi ünlülere alenen 'stupid spoiled whores' demelerinden bahsetmiyorum. South Park, bir ulusun, hatta tüm dünyanın algı ayarıyla, 'değer' diye kabul edip tabulaştırdığı nosyonlarla rahat rahat, çekinmeden, hiçbir şeyden sakınmadan dalgasını geçiyor. Ve para ettiği, rating aldığı, değerini kaybetmediği sürece de yayınlanmaya devam ediyor. Çünkü her iki tarafın da mutlu olduğu bir anlaşma bu: Yayıncısı para kazanıyor, yapımcısı istediği şeyi yapıyor (ha bir de o da oldukça fazla kazanıyor tabii).
Bunları dememin sebebi, Hürriyet'te rastladığım bu haber. PKK'nın ve liderinin yaptığı bir eylemden de bahsetmiyoruz, haklarındaki en ufak bir 'bilgi'den dahi böylesine sakınabiliyor muyuz biz yahu? "Abdullah Öcalan'ın bulunduğu cezaevinin hangi adada olduğu" bilgisi bizi neden böylesine korkutuyor?
Bilgi yarışmaları, "bilgi" yarışmalarıdır ve Abdullah Öcalan'ın cezaevinin bulunduğu adanın ismi bir bilgi sorusudur, çünkü ya o adanın ismini biliyorsundur, ya da bilmiyorsundur. Bu sorunun bilgi yarışmasında sorulması kadar doğal bir şey de yoktur. Asıl aptalca olan, böylesi ufacık bir detayı bile hazmedemeyenlerin, midesi kalkanların yaptıklarıdır. Hürriyet'in vasat ve altı kitlesinin haber yorumları da bize bunu açık açık gösteriyor. Türkiye South Park bilgeliğini bırakın, en ufak bir meselenin ciddî ciddî konuşulmasına dahi dayanamıyor.
Bence, Abdullah Öcalan'ın bulunduğu cezaevinin olduğu adanın sorusu değil, o adanın ismini bilmemek ayıptır. Tepki göstermeden önce izlemeli ve öğrenmeli, belki de.
Bu da gene 'bizden' bir dipnot olsun.
Çetin Altan gibi yaklaşırsak;
Hamasi söylemlerin arkasına politik ayak oyunlarını saklamak için bir bir sıralandığı köyceğiz'de insanlar elbet ki yapay ya da kuruntu söylemlere tepki verip bağırıp çağıracaktır. Ancak bu şekilde ekonomide durumun ne olduğunu, kaç köy yolunun kapalı olduğunu bu sayede kimsecikler dert etmeyecektir.
acaba imralı apo sayesinde mi imralı olmuştur ?
bu soruyu sormanın başka şekli yok mudur ? neticede ''kim 500 bin ister'' bir genel kültür yarışmasıdır,south park değil.imralı adası apo sayesinde tanınmış bir hıyar adası değildir.
Acı bilgi: İmralı Abdullah Öcalan sayesinde İmralı olmuştur. Şu anda adanın üzerinden uçamazsınız, belli bir miktardan fazla yanına yaklaşamazsınız.
İmralı Adası'nı sormak için "Eskiden tatil kampı olan ama şimdi başka bir şey olan Bursa'ya bağlı adamız hangisidir?" gibi ibiş bir kalıp kullanıp bazılarını memnun etmek de isterlerdi herhalde, ama olmayınca olmuyor galiba.
Kim 500 milyar ister'in South Park olmadığı konusunda haklı olabilirsiniz, bu konu üzerinde çok fazla düşünmek gerekiyor sanırım. Ben South Park sanıyordum, yazıyı da boşuna yazmışım o yüzden.
Abdullah Öcalan'ın hangi adada olduğu bilgisinin ahaliyi korkuttuğunu veya şartlar farklı olsa kimsenin yarışmada bu sorunun sorulmasına birşey diyeceğini sanmıyorum. Bence haberdeki asıl ilginç nokta bu sorunun bu kadar tepki çekmesi. Haber altı yorumları niye bu kadar hamasi, kalitesiz oluyor genelde bilemiyorum --sırf onlar olsa pek takmazdım-- ama haberin çıkış kaynağı zaten yarışma sırasında ve akabinde verilen tepkiler. Şahsi yorumum Güneydoğudaki son gelişmeler üzerine an itibariyle birikmiş bir öfkenin, tepkinin boşalmasına vesile olmuş bu soru.
Halkı bu konularda eleştirmek iyidir, hoştur, kolaydır ama bizi götüreceği pek bir yer yok. Benim aklıma da şöyle sorular geliyor: aydınlarımız bu konuyu kendi aralarında ne kadar tartıştı, tartışabildi ve de tartıştığı zaman Kürt olsun, Türk olsun sokaktaki vatandaşın ne düşündüğünü, nelere öncelik verdiğini zahmet edip öğrenip araştırıp merak edip mi tartıştı yoksa kendince aydın aydın soyut kavramlarla mı tartıştı? hamdialkan'ın, pembeci'nin, zee'nin bu soruya bu kadar tepki verilmesindeki payı nedir?
Hadi klavyeye değmişken iki kelam da South Park hakkında. Ben bir South Park'ımız olsun isterim, belki de vaktinde varmış. Tartışma, uzlaşma kültürü, aykırı fikirlere hoşgörü konusunda gidecek çok yolumuz olduğuna katılıyorum. Lakin South Park'ın eleştirel düzeyinin, batının, hele de ABD'nin normu olduğunu varsaymak vahim bir hata olur. Orada da küplere bindirdiği çok insan var, kendi ahçıları bile inançlara saygılı değil diye ayrıldı diziden yakın vakitte. Bir de South Park'ın başarısının, orjinalliğinin asıl sebebi muhafazakar tabularla dalgasını geçmesi değil --18. asırda Aydınlandığımızdan beri yapılagelen birşey bu-- bunun yanında taraf tutmadan ABD'nin muhafazakar kesimini hor gören liberal, şehirli kültürle de dalgasını geçmesi.
şuradan imralı hakkında bilgi edinebilirsiniz.öyle zannediyorum ki, imralı'nın adnan menderes'in infazıyla anılan bir ada olması ve marmara denizi'nde bulunan 2. büyük ada oluşu, tarih ve coğrafya bakımından daha elzem bir bilgidir.anlayamadığım ; bunları bilmeye yaşınız mı elvermiyor yoksa gerçekten bilmiyor musunuz ?
bu arada yarışma yayından kaldırıldı mı, bana mı öyle geliyor ? zira , o günden beri izleyemiyorum.
pembeci, hamasetten uzak, lakırdıdan kaçınan yorumun için teşekkür ederim. South Park meselesini bilahare başka bir yazıda tartışmak daha yerinde olur gibi geliyor bana.
arkadaşlar hamdialkan rumuzlu arkadaşımız ne imralının yerini soruyor ne de yarışmada o sorunun neden sorulduğunu. dünyadan tepki alan örneklerden south parkı gösterip toplumun tepki çeşitliliğini çok güzel sorguluyor. Vay 500 milyar south park mı ? vay imralı şurda gibi laflar tartışmanın çok dışında. Belki de bu yüzden tepkiler tutarsız işte bu memlekette. Kavram kargaşaları iletişim kopuklukları sürüp gidiyor diye.
Yazısından dolayı kendisini tebrik ediyor, kendisine teşekkür ediyor ve devamını diliyorum. Keşke bir sürü user daha olsa, onun gibi özgür "düşünebilen".
şimdi bir teşekkür de sana gelir zee az bekle :)
üzgünüm gerçekten south park felsefesinden bu kadar uzak yaşadığım için :b hem '' arkadaşlar '' diyerek kimseyi yorma istersen, biraz hamaset göster, bana cebrailiye de.
çok üzgünüm be atam ! hamasetin ne anlama geldiğini bilmeden kullanan genç beyinler yetiştiği için.ama bir ablalık yapayım, kısa yoldan tdk'dan örnek vereyim.
hamaset :yiğitlik,kahramanlık,cesaret.
işte böyle atam bazı aydıncıklar, hamasetin içini boşaltıp şu körpecik beyinleri nasıl da yanlış yönlendirmişler.
bu arada sevgili atam , kısa bilgi veren bir link kullanmışım özür dilerim! az okuyan ama çok yazan bu gençler için bir kolaylık olur diye düşünmüştüm başka bir amacım yoktu.umarım bilgi dağarcıklarını geliştirmek için başka link verenler de çıkar.
konu ve yapılan yorumlar oldukça ironik olmuş...
Gençliğin "Ata"ya cevabı:
Sevgili Atam,
Bu sabah senin her zaman yaptığın gibi sabah kalkar kalkmaz rakı içtim, leblebi yedim. Sonra TDK'yı karıştırdım. Sen hep TDK sitesini karıştırırdın, biliyoruz. Ondan sonra Atatürk'ün sevdiği şarkılar CD'sinden en sevdiğim şarkıları dinledim. (Şaka yapıyorum Atam, o şarkılar arasında ayrım yap(a)mıyorum. Sen seviyorsun, otomatikman ben de seviyorum). Daha sonra orkestraya döndüm ve "Zeybek!" dedim. Bir şey çalmaya başladılar, onları durdurdum, "Hayır, hayır, Sarı Zeybek!" dedim. Dizlerimi vura vura zeybek oynadım. Sonra Kocatepe'ye çıktım, karda uyudum, tepeye çıkarken fotoğraf çektirdim.
Biliyorum bunların konuyla alakası yok ama ne zaman "Atam" diye başlayan bir şey yazsam, yani ne zaman tribünlere oynasam yararı oluyor gibi geliyordu bana, Atam, velinimetim.
Atam sen South Park izlemedin, ama izlesen de eminim sevmezdin Atam. Atam bunlar genç atam, az okuyorlar Atam, ben karta kaçtım Atam. Atam Atam Atam.
Bilgi dağarcığımı geliştirmek için Wikipedia'ya girdim, ama sonra hemen çıktım oradan atam, bilirim ki sen onu da sevmezdin, bilirim ki onunla uğraşacağına Güneş Dil Projesi'ne vakit ayırırdın.
Atam... Atam... Atam...
Bu gençlik, okumayan, apolitik gençlik atam. Kıçımdan sallıyorum atam.
Öpüyorum Atam.
(PS: Şimdi gönül rahatlığıyla siroz olabilirim. Pls ltf tşk Atam :PPP)
ironiye sığınmaktan başka bir espri anlayışı mevcut değil mi kimsede? üstelik bunu "ayarcılık" çabasına da bulandırmasak.
southpark fox'un bir yayını olan ve benim tüm bölümlerine sahip olma maymun iştahlılığıma sebep olmuş eğlenceli bir dizidir.Tabularla dalga geçtiği de doğrudur ama muhafazakarlarla ters düşmediğini düşünüyorum.Çünkü şundan diyemiyorum ama geçen tatilde günde 5-6 bölüm seyrederek suyunu çıkarmış biri olarak konuşuyorum, muhafazakar kesimle dalga geçmiyor.
konu: İran Hizbullahı Türkiye'yi tehdit etti
Yorumlardan seçmeler:
İRAN HİZTIRSAK
Belli ki bu irandaki hizbullah örgütü ABD den çok korkmuş ki bizi ble tehdit edebiliyor. Ama bizi bilmiyor. Biz Türkler hiçbirşeyden korkmayız. Biz kimseyi tehdit etmeyiz. Anında yaparız. Bence bu örgütün adı değişmeli. HİZTIRSAK örgütü olarak hahaha!...
isterse
isterse bir denesin bu adam daha bizi tanımıyor galiba
kafayı yemiş
türkiye gibi büyük bir milleti savaşlamı korkutuyor.Kimki bu adam ya.:@
salla salla
ırak ta bir zamanlar çok havalarda uçtu fakat 23 günde ülkeyi teslim etti.
şaşırma
Bizi Irak'la karıştırma molla efendi.Bizimle yapacağın savaş öyle 8 sene falan sürmez.Tam da ülkemde bi'şeyler iyi gitmeye başlamışken....Eceline susasıdıysan git belanı başkasından bul.
burada yorumda bulunanlar saçmalamış bence. sadece bir yarışma ve bir soru. öcalan değil mussolini hitler batista'da sorulabilirdi yarışmada. okadarda abartılması gerekmiyordu bencede...
yillar önce patates tarlalarinda bir hastalik yayilmaya basladi, nevsehir dolaylarinda baslayan bu hastalik, su anda kackar daglarinin güneyine ulasmis durumda. türkiye bunu tartismiyor, 1-2 sene sonra net patates ithalatcisi olacagiz, milyonlarca insanin hayati kayma tehlikesinde, hic bir siyasi parti, stö, meslek odasi bunu tartismiyor. sosyal saglik altyapisi degisiyor, tartisan cok az, ne oldugu bilinmiyor bile. partiler, stö'ler, odalar yine yoklar. türkiye 2008 yilinda elektrik ithalatina baslamak zorunda cünkü ne kayiplarini azaltabiliyor ne de yeni santrallere baslayabiliyor, devlette para yok, özel sektörün önü kapatiliyor, eüas, dsi'ye olan borclarini ödeyemiyor, dsi yatirimlari yerinde sayiyor, rüzgar-günes engelleniyor, uluslararasi enerji nakil hatlarina baglantilarda son derece düsük kapasiteli ama bunlar tartisilmiyor.
tartisilan su; tsk mensuplarinin mesai saatlerinde namaz kilip kilamayacaklari veya üniversitelerde türbanli ögrencilerin varliklarinin uygun olup olmayacagi. bu arada yildiz teknik üniversitesinde görevli bir bayan ögretim görevlisi olul önüne kadar türbanli geliyor, iceri girerken türbanini cikartiyor, kim kimi kandiriyor, kim ne elde ediyor ?
kutlu dogum haftasi da kutlansin, deniz gezmis'de anilsin ama türkiye'nin sakat giden findik üretim politikasi da yoluna sokulsun, fiskobirlik siyasilerin elinde kurtarilsin, zehirli atik sorunu da cözülsün.
biraz daha reel konular tartisilsin yoksa 2020 yilinda suyu tükenmis, yogun aclik cekilen bir türkiye'de halen daha türbani, akil-mantik seviyesine cekilemeyen milliyetcilik akimlarini tartisacagiz, enerji sikintisi cekilen bir memlekette.
sorunlarini cözemeyen toplumlar giderek daha yogun bir sekilde siyaset, futbol, ideolojik mevzulara yogunlasirlar, bir nevi tatminkarlik yasanir, bütün belediyeler borc bataginda iken.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.