Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "Uzun vadede daha çok kazanmak"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
19

Uykusuz

Yumruk kadardı da… İçindeki boşluk kendini yutardı…
Yumruk kadardı da… İçindeki boşluk kendini yutardı…

Kendimde değilim… Dışımda bir yerlerdeyim. Tıpkı koldaki saatin durup, zamanın dışında kalması, tıpkı yağmurda bir su damlasının cama takılması gibiyim. Dışımdayım. Bu aralar her yerdeyim, hiçbir yerde olamadığım kadar… Ve bu aralar dışımdaki her şeyim,..

Biliyordum hiçbir yere çıkmayan bu yolun sonunu. Evvelinden sızlıyordu cümle kesiklerinin izleri dudaklarımda. Bir kahvede, bahanesinde, oturuyorduk olmayan zaman için… Hayatın bitişini bilmiyorduk ansızın. Umutsuzduk… Başlangıcını özlüyorduk inatla. Birazdan birimiz kalkacaktı… Gidecekti… Biliyorduk… Sırtında kalanın, gözlerinin iziyle... Hiç kimsenin olmayan bilmecesiydi dudaklarından dökülenler o anda. Hiç kimsesizdi içimdeki dopdolu boşluk. Çıkışı olmayan bir çıkışa doğru gidiyorum da, biliyordum aslında. Bir uyku için uykusuz kaldığımı… Ellerimde ufalanırken soğuk aralık, gelmeyen bir sabah öncesi, umutlarım rüyamdı. Yâda rüyalarım umut… Hep engeller ötesindeydin. Hıçkırık nehirlerine bulanmıştın, bent olmuş kelimelere gizleniyordun… Basit bir resim fırçasının çizdiği, ünlü ressamın kent tablolarında gördüm sonra. Gözyaşlarım boyası olmuştu, kentin gölgesi üstüne vurmuştu.

Şimdi her yanımda cümle kesikleriyle yaşıyorum. Kanımda sıcak bir ağrıyla, kendimi anlayamadığım gece yanıklarımda, seni aramakla meşgulüm. Gönlümün taş duvarlarında, sesinin aksi geziniyordu da. Artık yazdığım her cümle ağlıyordu.
Sonra bekliyordum. Kendi koynumda uyanmaktan korktuğum için. Kafamı kaldırıp gökyüzünün saçların gibi karasına bakıyordum. Belki kim için parladığını bilmeyen, birkaç eskimiş yıldızı, benden önce yorulup sabaha saklanan karanlıktan önce görebilmek umuduyla…
Söylesene bana.
Kapanır mı?
Bu eski yara…


21 ahkam var

Ahkâmlar

Bu kadar dı...
Bu kadar dı...

kırıklar mutlaka kaynar eskısı gıbı olmasa da ,lakin başka kırık olmayan sağlamını bulursan o kırık önemini yıtırır sev.plak.

varoluşun,varoluşum. varoluşunuz,varoluşlarsa ''hep beraber elele.''

Yazını sabah okudum ve tuttum, şimdi ahkamlara bakarken gördüm tekrar başlığı, aaa dedim uykusuz dan karikatür mü eklediler:) algıda seçicilik işte..

Yara kapanır ama arada bir sızlar, yapacak birşey yok...

"ain ghazel" bu yazıya çok yakışır...
felaket yakışır hem de...
bulun buluşturun ve bu ses anıtına yaslanıp bu yazıyı okuyun...
ben, şu an öyle yapıyorum.
çok şanslıyım!
akordeonun canhıraş hali kanlı cümleler misali...
enfes!
"söylesene bana.
kapanır mı bu eski yara?"
sırf bu soru için tuttum!
yaralar kapanmaz hiçbir zaman!
kapanmayacak!

Çok güzel bir yazı, çok güzel bir dil...

SİMÜLASYON,gerçek iddiasında olandır, gerçeğin yerini alandır. gerçek ise yerini simülasyona bırakmış durumdadır. şimdi gerçek ve simülasyonu birbirinden ayırmanın zor olduğu bir evrende, kültür endüstrisinin kalıntılarıyla yıkanmaya devam ediyoruz. kaybolan anlam, geride, KALINTI'yı hediye etti.

Teşekkür ederim arkadaşlar beğendiğiniz için ve güzel sözleriniz için....
"boşuna çırpındığım.. heder olduğum bunca
şeye, kederim boşuna. bileydim, vücud ısımın
şahidi olduğunu hayâ dilimin, sözlerimin
kılıçtan keskin... ezberlerdim geçişimi o çorak
toprağa.. suları vurmazdım böyle hesapsız,
köprüleri kıl çadırlarla örtmezdim. şimdi su
tabirleri okuyorum durmadan dostlarıma.
rüzgârın kederli sesini. oysa biliyordum, buraya
kadardı herkesin, söylediği sözleri."

an gelir unutursun.. an gelir unutulursun. ama gelmiyor işte yaranın kapandığı an.. kapanmaz o eski yaralaR.!

Perdeler Kalkar Perdeler İner Azrail'e "hoşgeldin" Diyebilmekte Hüner

Başımızı yastığa koymamızı bekler İçimizde ki yaralar. Yarına umutla uyanmayı beklerken bir başka sen uyandırır düşünden seni. Dertlenirsin, öfkelenirsin, isyan edersin bu duruma. Sabahın ilk ışıklarına kadar kanar içinde yaraların. Her gece kan kırmızı güller açar koynunda. Sonra unutmaya çalışırsın bütün gün yaralarını, soldurmak için uğraşırsın koynundaki kırmızı gülleri. Sen uğraştıkça kapatmak için yarlarını her gece daha fazla kanar bu . Aslında hatırlatmaya çalışır kanayan her yara, unutmaman gerektiğini, o yüzden uyandırır seni, artık uyumaman gerektiğini ve ne zaman gözünü açman gerektiğini. Yaralarım dostumdur benim, artık onlarla uyumayı öğrendim. Kanadıkça açan güllerimi sabah başucuma koymayı öğrendim. Çünkü ancak böyle öğreniyor insan yaralandıkça düşmeden yürümeyi

Özlemek yaptığımız en iyi iş belkide..Çareler üretip, dayanıklı oluyoruz buna karşı. Ama yine de sevdiğimiz şeyleri her zaman yanımızda tutmanın yollarını beceremiyoruz. Belki de gerçek hayat bu, yolları gözleyerek büyütülüyor sevgiler. Böyle böyle değerleniyor kimbilir...Ve aslında hayat bu kadar da basit işte..Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, pişmanlıklarımız, heveslerimiz, kırgınlıklarımız, onardıklarımız, onaramadıklarımız.....
Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyor, özlemini çektiğimiz şey her ne ise ona...

Gerçek bendedir, sadece benim beynimdedir, benim mahremimdir, benimdir....

Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok. Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri. Sözüm yok işte... Yüzüm işte... Sesimde anıların sessizliği, içimde acıyla yürüyorum yolları. Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten, yorulsam da bir daha binmem o trenlere. Kimse karşılamasın istasyonlarda beni... Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi. Ardımda usulca akan küçücük sular... Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa. Sesimde anıların sessizliği... Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle. Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim, Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı? Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?...
Vefalısınız Dostlar... Teşekkürler

Kapanır elbet, ama izleri baki kalır...

Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir.
\
--<{@La vie est bieN@}>-- Ağlama palyaço makyajın bozulur. Müjdat GEZEN

Uykum kaçtı yakalar mısın?

en güzel düete kulak verin, rüyalarınıza dalarsınız belki

--<{@La vie est bieN@}>-- Ağlama palyaço makyajın bozulur. Müjdat GEZEN

"Bir oyuncağın hikâyesi lazımdı. Gerçek veya yanlış olabilecek bir hikâye… Doğru veya abartılı olabilecek bir hikâye… Bir iki saat içinde kalkıp takacağız maskelerimizi. Her birimiz hikâyemize yeni roller, yeni konular, yeni dekorlar ekleyeceğiz. Yüzümü boyayıp çıkacağım hayat sahneme bende. Kocaman sırıtacağım. Bu maskenin altında bir yüz olduğunu unutacağım. Ne altındaki kaslardan daha“ben” olacak o yüz… Ne de onun altındaki kemiklerden…"
Teşekkürler... Hepinize...

başlı başına kalite var bu yazıda, hemde her şeyiyle kalite, yüreğine sağlık plakton.

sen de yazılarını yaz lütfen plakton!!

Plakton ne oldu?
Yazmıyormusun artık?
:(

değil mi ya?

Nerelerdesin be plakton..

--<{@La vie est bieN@}>-- Ağlama palyaço makyajın bozulur. Müjdat GEZEN

:) Teşekkürler dostlar
Yazacağım...
Hatta YAZACAĞIZ
Pek yakında....

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu