Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "Pilli gelirlerini nasıl değerlendirelim ?"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiketler: , ,

Hikayeye göre; eskiden şehirlere “şahsiyetlerine uygun” tılsımlar yapılırmış. Bu tılsımlar şehrin bir felakete maruz kalmaması ve ebediyen “yaşayabilmesi” için yapılırmış. Şehrin bu tılsımı ele geçirilirse ya da bir şekilde yok olursa, tabiat o şehri alır ve ebediyen ruhunu ortadan kaldırırmış. Otların kokusunu içime çekerken, nedense ilk bu hikaye geliyor aklıma. Şehirdeyken evimin camlarına çarpıp geri dönen rüzgar, şimdi üzerimden geçiyor.

Dağdayım. Yüksek bir dağ olduğu için ağaç yok. Önümde bir vadi uzanıyor. Vadi sanki yeryüzünün tüm yeşil tonlarını içeriyor ve ortasından geçirdiği dereyle denize ulaşıyor. Doğduğu ve büyüdüğü yeri görebiliyorum derenin. Bulunduğum yerden daha alçak tepelerin üzerlerinde bulut gibi görünen sis yoğunlukları var. Bunlar uzak yerlerde tepeleri adacıklar gibi gösteriyor. Yüksek yerlerde Karadeniz’in doğallığı ile ıslaklığı bir bütün. Ayakkabılarımın altında otlar yemyeşil ama ıslak. Rüzgar üzerimdekilerin ve çantamın kıvrımlı yerlerine çarpıp ses çıkartıyor. Biraz daha seyredip, yere uzanıyorum. Kollarımı iki yana açıyorum. Ellerim ve boynum ıslaklığı hissediyor. Doğrulup ayakkabılarımı çıkartıyor ve tekrar uzanıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Rüzgar üzerimden geçiyor.

Hiçbir şeyi özlemediğimi fark ediyorum. Burada çekilen fotoğraflar yetiyor, eskilerini getirmeye gerek yok. Geriniyorum; ayakkabılarım ayaklarıma değiyor. İtekliyorum. Ucuz bir spor ayakkabı aldım. Markası K.G.B. Buradaki arkadaşlarım bana ajan demeye başladılar. Ufak çocuklardan biri, bozulan saatimi tamir etmeye çalışırken gördü beni. Saatin içini açmıştım, yanıma oturup izledi. Onun bakışları ve soruları ile birlikte, ben de bu tamir işini ciddiye alıp keyifle saçmaladım. Ama akrep yelkovanı hala topuzla değişmiyor. Minik çubuğu kırılmış. Çocuk ise ajan sözünü ciddiye almaya başlamış. Çocuktan yeğenime atlıyor zihnim. Üst dişleri çıkmış. Ona ilk çiçeği ben almıştım. Sanırım ilk mektubu da ben yollayacağım. Gülümsüyorum. Uzaya çıkamayabilirim, ama önümüzdeki yıllarda bir gece yarısı uyandırılıp ona en güzel masalları anlatabilirim. Ellerimi başımın altında birleştirip derin bir nefesle yaşamı içime çekiyorum. Sanırım fark bu; şehirdeyken yaşam bizim içimizde değil, biz yaşamın içindeyiz. Sonra birden belki de hayatımda hiçbir şeye bu denli gülemeyeceğim kadar gülmeye başlıyorum. Kendime gülüyorum. Birkaç gün sonraki sabah ve işe gidecek olan ben gözümde canlanıyor. Sanki biri o kıyafetlerin içine girmiş, ben de onun içindeyim. Ellerim havada koşarak uzaklaşmaya çalışıyorum o hologramdan.

Hafızam bana itaat ediyor ve hızla dünkü yağmuru getiriyor aklıma. Sesini duyduğumda kuru olduğum yağmuru. Bir yamaçtaydım; önce sesini duydum, sonra kendisini gördüm, sonra ıslandım. Sonra birden damlalar öylesine irileşti ki, duyabileceğim en güçlü seslerden birine büründüler, doğa bile susup dinlemeye başladı. Şimdi yağmasın diye düşünüyorum, bulutlar çok yakın bana, kalbim keyifle ama hızla atıyor. Çok değil, yaklaşık 1 ay önce bu saatlerde İstanbul’un caddelerinde yürüyordum. Pek yapmadığım bir şey yapıp, yürürken yanımdan hızla geçen insanların yüzlerine bakıyordum. Baktığım her yüzde güzelliği ve acıyı görüyordum. İnsan yalnız kendisinin acı çektiğini düşünmeye başladıysa, insanlığından birşeyler yitiriyor demektir. Buraya gelmeden önceki son günüm geliyor aklıma. Yine yağmur vardı, ama bu defa elimde şemsiye tutuyor, trafik ışıklarına bakıyordum. Dalıyordum; ben dalıyordum, ışıklar maviye dönüyordu.. Zaman hep aynı saniyelerle geçse de, ben bazı anları geçiremiyordum.

Burada, üzerime sinen kokular arasında alacakaranlığı bekleyebilirim. Sağ aşağımda ormanın, sol aşağımda denizin, uzandığım yerde gökyüzünün güveni var. Üşüyorum evet, ama mutlu üşüyorum. En son; “Şu an nerede olmak isterdin?” diye soruyorum kendime. Belki de ilk defa anlaşıyoruz ben cevabımı alırken: “Burada olmak isterdim.”


35 ahkam var

Ahkâmlar

@puella'ya kocaman bir teşekkür! :) içimi açtı yazın! bu kadar güçlü hissettirdin yani.

acilen bir Karadeniz turuna katılmalıyım... acilen!

ıslak çimenlere uzanıp bulutları seyredesim geldi...

bugün mutluyum, bu yazı sayesinde daha bir mutluyum! mersi!!!

show must go on

özleyemeyecek kadar güzel olanın içindesin, görülen o...

ben sana demiştim geçer diye mak,

kop; hava çok güzel ! güneş var, mutlu ediyor insanı bu durum...

show must go on

burda hava kapalı yağmur var, lâkin ben bu durumda da mutluyum

valla bravo o zaman:) ben havanın güzelliğine borçluyum...

show must go on

pilli pati, ben teşekkür ederim ilgin ve beğenin için :) karadeniz'in en güzel zamanları bence mayıs ve kasım ayları, bir tur planlamanın tam zamanı yani.

chattagush, düşünmesi bile iyi geldiğine göre, bence ilk fırsatta yap bu dediğini :)

makaleci, seni mutlu edeceğini bilseydim dün yollardım bu yazıyı :)) çok teşekkür ederim :)

zorkedi, gerçekten öyleydi. yaşadığından emin oluyor insan..

çok guzelmiş.
sarımsı bişey

@puella, yazıyı üçüncü kez okuyuşumdan sonra ancak yorum ilave edebiliyorum.. yazıp yazıp siliyorum..diyecek söz bulamıyorum..herşey birbirine karıştı. uzunca zamandır bir yazıyı böylesine içimde hissetmemiştim.. gerçekten çok teşekkür ederim..çok iyi geldi bana da.

sahinden, teşekkür ederim :)

absence of sense, senin yorumun da bana çok iyi geldi, çok sağol :))

Uzaklardayken sen; güzel cümleler senfonisi kurarken birde... Maestro kıvamında yazdıklarını esirgeme yeter. Ne güzel bir anlatım yeteneği. Allah nazardan korusun ki devamı gelsin. Yüreğine sağlık Puella...

Bir eski hikaye tılsım tılsım
Şehirsiz ve sensiz
Ot kokuları var semada
Ve nefesler alışlarımda dağlarım
Ton ton yeşilim
Karadenizim var sahipsizim
Bulutlarım var sisler adedince
Umutlarım var derelerimde
Vadisi olmayan bir hikayem
Seni olmayan bir ben
Beni olmayan bir sen
Rüzgarlarım savruk kül düşkün
Şaşkın gözler ıslak tebessümüm
Ucuzdu elbisem kelepir hayallerim
Cevapsız sorularım
Virgüller kilitli özgürken noktalarım
Çocukluk günlerimi özlerken
Yiğide gül verirken
Topuz oldu saat yelkovanda kaldı
Takvimler yandı
Yürek aldandı yine
Köyüne şehrine
Hafızam girdi aramıza
Hayat griye döndü
Ve öldü sonbahar telaşında tohumlarım
Maviyi özler oldum
Sensizdim hakkım vardı
Ve şehirsizdim
Bilmezdim…
Uzaktım
Uzaktın…

Süpersin Puella. Kac gündür giremiyorum Hafif'e. Bu yaziyi okuyunca tüm yorgunlugum cikti sanki. Bize güzel Karadenizi yasattigin icin tesekkür ediyorum kardesim...

pelitas, beni bu güzel düşüncelere layık görmen onur verici, sağolasın :)
şiirin için ise ayrıca kocaman teşekkürler! şahane olmuş, yüreğine sağlık :))

xnicox, şehirdeki kargaşanın ardından ne zaman karadenizi düşünsem iyi geliyor, huzur veriyor. sana da bu duyguyu yaşatabildiysem ne mutlu bana :) yorumun ve ilgin için teşekkürler :))

Bu yazı acaba nasıl bir halet-i ruhiye ile yazılmıştır diye merak ederken, muhterem yazarımızın yazıya eklediği Snow Patrol parçası, o halet-i ruhiyenin muhtevasını faş etti.

Parçayı da yanına katık yaptığınızda, eğer bir de gece yarısı loş bir ışık söz konusu ise okuma bir hayli keyifli olacaktır kanaatimce.

~~~ Logos spermatikus ●~~§~~● laissez faire, laissez passer ~~~ ~~~ Khaled, Taha, Faudel ●~~§~~● Khalliouni (instrumental) ~~~

Kendine yukarıdan bakma olgunluğunu çağrıştırıyor, soğuk rivayetlere başlık. Kim sabit, kim uzakta. Ve iç ses der ki bazen; orada bir dünya var hiçbir zaman ardında bırakamayacağın

git hadi..

Bazen uzakları yakın bilir insan kendine. tılsımlı muhabbetlerle dört köşe olur ifadeler. felaketten biçareyken, yüzüne çarpan rüzgarın etkisi bumerangı hatırlatır; gülümsemesiz. Kaliteli ve dikdörtgen eşliğindeki kağıtlara düşer fotoğraflar. Yazının müellifi uzaklardadır aslında; fotoğraflar çaresiz. Yazı çok uzaklarda yazılmış olsa da defalarca okunası var... tutulası var...

tanrılar ahenkleri bozmayı sever.

arrogante ve avatarları...

ismail yk dinliyorum gözlerim kapalı.

:) Seviyorum len sizi

link güzel.link hoş.link link link

With dreams to be a king, first one should be a man.
With dreams to be a king, first one should be a man.

Yazıyı çok oval buldum.

dej kimi seviyon, kime seni seviyom dedin.

ismail yk dinliyorum gözlerim kapalı.

dej, bir arkadaşım da öyle dediydi sorduğumda :) tersten sıcak hava verirsek belki değişir şekil :))

searching my soul demek istiyorum o vakit. Ama her zaman kısalar ve inceler iyidir

there's so much more to life diyorum ben de bu durumda, ve üstelik aynı renk diye de ekliyorum. insanın depresyona giresi geliyor.

No comment...
No comment...

uzaklarda sen diyerek konuya bağlama çabalarımı, bu bakışlara kilitlenerek darmaduman etmiş bulunmaktayım.

olmak istediğin yere bir salkım söğüt yakışacak. mutluluğunu katlayacak. yapraklarını süpüreceksin belki... hafızanda çocukluğun canlanacak...

tırmıkla kazıyacaksın çimenleri. solucanlar tırmığın dişlerini tutucak. hiç ayrılmasın, hep aynı yerde kalsın diye. ama rüzgar esicek, ve yeni yapraklar dolduracak tırmıkla taradığın yerleri... sonra bir bakacaksın ki çamura bulanmış rugan ayakkabıların parke taşları adımlamakta.

~~~ Logos spermatikus ●~~§~~● laissez faire, laissez passer ~~~ ~~~ Khaled, Taha, Faudel ●~~§~~● Khalliouni (instrumental) ~~~

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu