İngilizce literatürde “suburb” olarak geçen yapılanmanın Türkçede tam karşılığı yok. Genellikle varoş ya da Fransızcadan gelen banliyö terimleri kullanılıyor. Fakat ben bunun yerine “şehir dışı yapılanma”yı tercih edeceğim. Siz de yazının gidişatında neden bunu tercih ettiğimi anlayacaksınız.

Arkeolojik bulguların gösterdiğine göre antik Mısır ve Yunan şehirlerinin dışlarında da büyük bahçeleriyle devasa villalar bulunuyor. Roma dönemine baktığımızda da şehir dışı yaşamı benimsemiş aileler görmekteyiz. Kimileri savaş ve yeni yerler fethetmenin tadını çıkarırken, daha evcil Roma aristokratları ise şehir dışındaki villalarında çiftlik hayatının tadını çıkarırdı. Bunlar kırsaldaki yaşama, doğaya dönük ve şehir hayatındaki karmaşık ilişkileri içermediği için- daha çok değer verirlerdi. Kırsaldaki yaşam onlar için bir çeşit rahatlama ve aile ile vakit geçirme, doğayla haşır neşir olma yeriydi.
Burada asla işle ilgili şeylerle uğraşmazlardı. Yine de evleri şehre kolaylıkla ulaşacak mesafedeydi, hatta bazılarının hem şehirde hem de şehir dışında evleri vardı. Bu yüzden dengeyi sağlayabiliyorlardı, çünkü kültür-sanat, ticaret ve buna benzer birçok uğraş için şehre muhtaçlardı. Bu evi şehir dışına taşıma merakı öncelikli olarak daha fazla yer isteğine bağlıydı. Şehir merkezinde evler bitişikti ve yaşamak için çok az bir alan kalıyordu. Hellenistik dönemde lise ve üniversiteler de bu nedenden dolayı özellikle şehir dışına inşa edildi. Bu trendi ortaçağda Oxford ve Cambridge, yakın çağda Amerikan üniversiteleri, ülkemizde de Amerikan kampus sistemini benimseyen ODTÜ ve Bilkent gibi üniversiteler de izlemiştir.




Kaynaklar
1) Fishman, R. (1987). “Bourgeois Utopias: Visions of Suburbia” Bourgeois Utopias: The Rise and Fall of Suburbia içinde, Basic Books, New York.
2) Baldassare, M. (1992). “Suburban Communities” Annual Review of Sociology, Vol. 18 içinde, sayfa 475-494. Annual Reviews. URL: http://www.jstor.org/stable/2083463
3) Hall, P. (1996). Cities of Tomorrow.
4) Mumford, L. (1961). The city in history: its origins, its transformations, and its prospects. New York: Harcourt, Brace & World.
5) Savage, M. and A. Warde (2003). Urban Sociology: Capitalism and Modernity.
6) Tittle, C. R. and Stafford, M.C. (1992) “Urban Theory, Urbanism, and Suburban Residence” Social Forces, Vol. 70, No. 3 içinde (Mar., 1992), sayfa 725-744. University of North Carolina Press. URL: http://www.jstor.org/stable/2579751
7) Wood, R.C. (1958) Suburbia: Its People and Their Politics.
Harika bir konu seçmişsiniz..Ülkelerde artık şehir merkezleri ülkenin özelliklerini yansıtmıyor, sürekli dışarıdan gelen kişilerin iş amaçlı yerleştikleri merkezler, mozaik durumunda..Asıl oralı olanlar merkez dışı yerleşim yerlerini tercih ediyorlar..Hatta bilmeyen kişilerin geçmemesi gereken sokaklar bile var..
Teşekkürler.
absynthe, bu konu türkiye'deki varoşların (gecekondu mahallelerinin) dünyada bir örneği olmadığına bağlanırsa daha çok su kaldırır. ozellikle izmir'in girisindeki, insanin uzerine dusecek gibi olan ev bozuntulari kabus gibi.
bizim toki'miz var kriz bize teğet geçer sözü geldi aklıma birden...
şu romanların şehir içinde kalan yaşamsal alanlarına el koyup, daha "çağdaş" diyerekten şehir dışındaki toki konutlarına sürgün eden, ve o talan edilen yerleri de hilton gibi otellere tahsis eden bir zihniyetimiz var, ayrıca o toki konutlarının yapıldığı yerler de ayrı bir talan konusu.
bizde olayları bu açıdan incelemek gerek...
suiza DİYOR Kİ, (02 Şubat 2010 12:48)absynthe, bu konu türkiye'deki varoşların (gecekondu mahallelerinin) dünyada bir örneği olmadığına bağlanırsa daha çok su kaldırır. ozellikle izmir'in girisindeki, insanin uzerine dusecek gibi olan ev bozuntulari kabus gibi.
Maalesef öyle bağlayamıyoruz çünkü dünyanın birçok yerinde örnekleri var. Dünyanın dinamiklerinden bağımsız yaşamıyoruz, Türkiye'de gecekondulaşmaya sebep olmuş benzer süreçler dünyanın birçok yerinde de yaşanmış. Aynı diyemem tabii, ama benzersiz değil Türkiye örneği. İstersen şuraya ve şuraya bak bi.
uykusuz kutup ayisi DİYOR Kİ, (02 Şubat 2010 14:23)bizim toki'miz var kriz bize teğet geçer sözü geldi aklıma birden...
şu romanların şehir içinde kalan yaşamsal alanlarına el koyup, daha "çağdaş" diyerekten şehir dışındaki toki konutlarına sürgün eden, ve o talan edilen yerleri de hilton gibi otellere tahsis eden bir zihniyetimiz var, ayrıca o toki konutlarının yapıldığı yerler de ayrı bir talan konusu.
bizde olayları bu açıdan incelemek gerek..
Romanlar ise bu dönüşümün en kötü yanı. Tüm dünyada Romanları ve göçebeleri yerleşikleştirmeye yönelik politikalar getiriliyor. Kültürlerini koruyamamaları, kendi yaşam alanları hakkında söz sahibi olmamaları çok üzücü...
@akoni, şarkı cuk oturmuş çok da severim =)
hanzo belediye başkanları olduğu sürece bizdeki yapılaşma kirliliği hiç bitmez. Şehirçilikten bihaber belediye başkanlarımız olduğu sürece, şehir plancılığı mesleği hep out olacak, halbuki belediyecilik tamamen şehir plancıların elinde olmalı.
absynthe,
dünyanın neresinde örnekler var? ne abd’de ne avrupa’da ne de türki cumhuriyetleride içine alan rusya topraklarında böyle bir şey söz konusu. Bir tek Hindistan’da benzeri yapılaşmadan söz edilebilir ki, çok bilinen bir örnek olduğu için söylemeye gerek duymamıştım. Bunun dışında ne bangkok’taki ne de bazı afrika devletlerindeki fakirhaneler bizdeki gecekondularla mukayese edilebilir. Çünkü bizdeki gecekonduları yapanlar yamyam gibi devletin otorite boşluğundan istifade edip haksız rant yemişlerdir, yani fakirlikten değil, haksızca köşeyi dönme hırsından yapılmıştır bizdeki gecekondular. Bu bakımdan da bir örneği olamaz dünyada. ne totaliter, ne otoriter ne liberal hiç bir devlet böyle bir şeye izin vermez. Diğer ülkelerin konut sorunuyla ilgili geçirmiş olduğu süreç ancak şimdi bizim toki’nın yaptığı sosyal konutlarla mukayese edilebilir, gecekondularla değil.
sehir disi yasam kotu bir secim. sehir ici harketliligi ile insana fark etmese de zevk verir. lakin sehir disi hala israr ediliyorsa, orman yasamini herkese tavsiye ederim.
ben de şehir dışında yaşayan ve şehir dışı yaşamı bu kadar araştırmış biri olarak en iyisi şehir merkezidir diyorum, onca karmaşaya, bilinmezliğe rağmen.
Malvina Reynolds ' ın 1962 de yazdığı, suburbia ve Amerikan rüyasını hicvettiği parça Little Boxes.
Yazıda ki Las Vegas fotografını görünce aklıma geldi.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.