Gökyüzü parıldıyor, martılar şarkı söylüyor ve Büyükada manzarası yeşilin tonları arasından göz kırpıyordu. Arkasında kocaman köpükler bırakan ada vapuru iskeleden henüz ayrılmış ve Burgazada’ya doğru yavaş ve sakin bir şekilde ilerlemekteydi. Heybeliada’nın cenneti andıran tepelerinden birinde çamların arasında, ağaçlar ve çalılardan oluşmuş bir ev bulmuştuk. Çiçek kokan doğal bir yuva, kelebeklerin misafir olduğu gizli mekân… Dört arkadaş her zaman orada buluşur ve orayı ikinci evimizmiş gibi görürdük. Aramızdan biri kilim bile getirmişti. Orası bizim için çok önemliydi çünkü ilk kızlarla orada öpüşmüş ve ilk sigaralarımızı orada içmiştik…
Yine orada oturuyorduk ve manzaranın tadını çıkartıyorduk. Yanımıza sigara, çikolata, gofret ve kola almıştık. Burak birden aletini çıkartıp “haydi yarışalım” dedi. Önce davranıp bende çıkardım diğerleri fermuarını açana kadar gözlerimi kapatıp konsantre olmayı başarmıştım bile. Burak benimkine bakıp güldü. Konsantresi bozulmuştu, çünkü benimki onunkinden daha küçüktü. “Hızlı davranan kazanır” dedi Mert. Dört kişi hızlı bir şekilde otuz bir çekiyor ve gülmemek için birbirimizin eline veya kamışına bakmamaya çalışıyorduk. Kadınları düşünmeye çalıştım, birkaç porno film sahnesi geldi aklıma. Görüntüleri hızla düşünüyor ve en çok beni tahrik edeni içlerinden seçip onun üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyordum. Sami telaşlı bir şekilde “durun!” dedi. Herkes durdu. Yaşlı bir kadın çalılara doğru ilerliyordu. Ellerimiz şeylerimizde kaldık. Sessizce bekledik ve yaşlı kadın ağır ağır yürüdü. Yürüdü, yürüdü, yürüdü, yürüdü. Yanımıza kadar geldi ve bizi görmeden yoluna devam etti. Burak şakır şukur devam ediyordu. Mert bize göstermeden çekmeye çalışıyordu çünkü onunla daha önce çok dalga geçmiştik. Nokta kadar çükü vardı ve yine de bizimle yarışıyordu. “Önemli olan boyu değil” diyordu her seferinde. Ben boy sıralamasında ikinciydim. Aslında Sami’ninki bazen benimkiyle aynı boyda gözüküyordu. Hızlandık ve komik inleme sesleri çıkarmaya başladık. Derken Sami patladı, çam ağacının gölgesi altında Mert’in cırtlak sesi konsantreyi ve sessizliği bozdu: “geri zekâlı gofret poşetine patladın!” Ağzımla iğrenme işareti yapıp işime devam etmeye çalıştım. Mert susmuyordu: “bütün gofretleri açıp onların üstüne fışkırtacağım ve hepsini sana yedireceğim.” Sami oralı bile değildi, çok mutlu ve uyuşuktu. Burak olan bitenden habersiz bir sağır gibi gözlerini sıkıca yummuş yoğunlaşmış ve dişlerini kenetlemişti. Tekrar kadınları düşünmeye başladım ve biraz zevklendiğimi hissettim. İşte geliyordu, erkeklik ispatı, arkadaşlar arasında güç gösterisi, kadınların hâkimi, erkeklerin rehberi işte boşalıyordum hemde Burak’tan önce… Zevkle inledim ve Mert’in bacağına patladım.
“Beyinsizler, s.kinize hâkim olun! Bir daha buraya geleni s.ksinler, gidiyorum ben salaklar!”
Ve yazamayacağım kadar ağır küfürler etti. Mutluydum. Kalkıp Sami’nin babasının Marlboro paketinden bir sigara çıkardım. Sami’yle beraber sigaralarımızı yakarken bir yandan Mert’e geri gelmesi için bağırıp çağırdık. Oralı olmadı çok kızmıştı. Hızlı hızlı yürüyor arada bir eğilip bacağındaki sperm lekesini temizlemeye çalışıyordu. İyi bir çocuktu Mert, çok küçük bir çükü vardı ama hiç kompleksi yoktu. “Oğlum Mert’e ayıp oldu lan!” dedi Sami. Çimenlerin arasında uzanıp gökyüzüne baktım. Bulutlar sanki iple asılı duruyorlardı. Beyaz yorganlar veya uçsuz bucaksız dev pamuk yığınları gibi…
Sami çalıların arasına girip poşeti getirdi. İçinden gofretleri çıkarıp birini yemeye başladı. Ellerimi çimenlere silip kalktım Burak inledi ve Sami’de ağzındaki gofreti çatırdattı. Martılar süzülmeye devam ettiler, güneş batmaya başladı ve Heybeliada’da her şey şimdi daha güzeldi.
Öncelikle yapacağım eleştiriler için eleştiri kaldırmayan ve ''sen eleştiri yapanlara bakma yazılarını yaz, biz zevkle okuyoruz'' diyen 3. şahıslardan peşinen özür dileyeyim
gelelim olurken göze kulağa takılanlara :
yavaş ve sakin ilerleyen vapur arkasında kocaman köpükler bırakmaz,
''yavaş ve sakin'' ikisi birden fazla olmuş, ''ağır yolla ilerlemekteydi'' dense daha iyi olurdu.
''çünkü ilk kızlarla orada öpüşmüş ve ilk sigaralarımızı orada içmiştik…''
cümlede terslik var,
''kızlarla ilk orada öpüşmüş ve sigaralarımızı ilk orada içmiştik....'',
yada
''kızlarla ilk öpüştüğümüz ve ilk sigara içtiğimiz yerdi'' denebilirdi.
''otuz bir'' rakamlar bitişik yazılır otuzbir gibi,
Nokta kadar çük olmaz, çük 3 boyutludur, ufaklığını belirtmek için ''şişe mantarı'' kadar yada ''düğme kadar'' diyebilirdin,
''bacağındaki sperm lekesini temizlemeğe çalışıyordu'' yazlımış, bu da gereksiz ve hatalı, leke artık ve bulaşan madde kuruyunca oluşan bi durumdur. leke kelimesi fazla olmuş, ayrıca çalışmak kelimesi de fazla ''bacağındaki spermleri temizlemekle uğraşıyordu'' denilebilirdi.
Best, cinselliği çok ön plana çıkarıyorsun, bana göre farklı konularda abartısız cinsellikler kullansan daha mükemmel olur..
Bu yazın, biraz Haydar Dümen tarzı olmuş..
Gökyüzünü parıldıyor, martılar şarkı söylüyor ve Büyükada manzarası yeşilin tonları arasından göz kırpıyordu.
vapur sanırsam o köpükleri iskeleden ayrılırken motorların güçlü çalışmasından dolayı çıkardı. yani önce vapur köpüklerle iskeleden ayrıldı ama sonra sakince yol almaya başladı...
çimenlerin arasında uzanırken gökyüzünde görülen bulutların tasvir şekli ise çok hoşuma gitti.
eski bir yazı bu, çok belli oluyor galiba:=)
eleştiriler için teşekkür..
"hayat mastürbasyondur"
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.