Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Yelekler"

Ön Sayfa yazıları gösteriliyor. (Çok tutulanları ya da tüm yazıları göster)

tuttum
23

yavaş şehir

amman yavaş! aheste departmanından…

…eliyor dört yana sakin bir günü.
bir rüyadan arta kalmanın hüznü…
*

tanpınar, beş şehir’de gezip gördüklerini anlatırken bir yandan da maziyle olan derin münasebetinin muhasebesini yapar. "beş şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır” der, der demesine de huylu huyundan vazgeçmez. bütün kitap boyunca ecdadın ihtişamlı tarihine atıfta bulunmaktan geri kalmaz, yitip gidenlere hayıflanır durur. 1940’ların penceresinden anlatılanları okuduğunuzda, bu şehirlere ne kadar uzak olduğumuzu düşünebilirsiniz, ama tanpınar’ın geçmiş özleminin, şimdiki moda tabirle, nostaljik duygularla tamamen aynı olduğunu görmek insanı şaşırtır. halbuki nostalji sadece kendi zamanımıza aitmiş gibidir. sisli bulutlar içinde, hasretle hayal edilen geçmişin de bir zamanlar şimdiki zaman olduğunu hatırlamak, belki bizi bu dalınan rüyadan uyandırır.
insan yaşlandıkça hatıralar gençleşir, canlanır. yitip gidenlerden, eski kışlardan, nice güzel günlerden bahseder. ilginçtir, modern insan da yaş aldıkça geçmişe, eskiye daha bir düşkün hale geldi. bunda hız’ın etkisi var kuşkusuz, kundera’nın dediği gibi hız unutturur çünkü. artık güzel ve kaliteli yaşam eski/ eskitilmiş evlerde, doğayla iç içe, organik ürünlerin yenip, eski zamanları yad ederek geçmeli. bu düşüncenin eski refah modeline alternatif oluşturması ise, 1986’da ispanyol merdivenleri’nde açılan mcdonald’s restoranını protesto ile alevlenen yavaş yemek (slow food) hareketi ile başladı. etnik ve bölgesel mutfakları korumak, doğal ve eski tip üretimi insanlara tanıtma fikriyle yola çıkan inisiyatif gitgide yavaşlayıp (!) yavaş hareket’e dönüştü.
yavaş hareketin modern dünyada bir bomba gibi patladığını söylemek yanlış olur, ancak başta gelişmiş ülkeler ve sonra da gelişmekte olan ülkelerin ucubik dev şehirlerinde tutunmaya ve övgü almaya başladı. nedeni basitti, hiçbir yüzyılın insanı bu kadar ses, bu kadar kalabalık, bu kadar yorgunluk görmedi. “…modern üretim yöntemleri sayesinde, herkesin rahat ve güven içinde yaşamasını sağlayabiliriz; ama bunun yerine kimilerinin aşırı derecede çalışmasını, kimilerininse başkaları için bitip tükenmesini yeğledik. buraya kadar makinelerin ortaya çıkmasından önceki kadar canlı, güç dolu olmayı sürdürdük, bunda aptallık ettik. ama hep de aptallık etmesi gerekmez ki insanın”*.
yavaş hareketin ilk sayfasına baktığınızda biraz evvel yukarıda konuştuğumuz eski güzel günlere duyulan özlemin nasıl tavan yaptığını görebilirsiniz. sayfa türkçe’den ingilizce’ye mi çevrilmiş diye düşünmeden edemedim. durdurun dünyayı inecek var, arka bahçede domates yetiştirirdik, eskiden ne güzel komşuluk vardı herkes birbirini tanırdı… vs gibi bizim beylik cümlelerden bolca var. bu küreselleşme ne menem bir şeyse artık, dertler, şikâyetler bile aynı.

yavaş hareketin en vurucu, en göze batan işi ise yavaş şehir (cittaslow) projesi. nüfusu 50.000’i geçmeyen kent ve kasabaların, belirtilen diğer ekonomik ve çevresel koşullara da uyması halinde yavaş şehir olunabiliyor. italya’da başlıyan hareket daha sonra avrupa çapında büyüyen bir ağa sahip oluyor. yavaş şehirlerde öncelikle ekonomik üretimin bölgesel üreticiler tarafından yapılması mühim, birçoğunda zincir restoran ya da dünyaca ünlü markaların satışları yasak ya da sınırlı. üretim yapılan yerlerde çevresel koşullara azami dikkat söz konusu. motorlu araçların kullanımı da oldukça sınırlı. bu şehirlerde insanlara daha yavaş, daha sakin, daha mutlu bir yaşam öneriliyor. bu kadar çok daha’nın olduğu bir yerde insanlara azı anlatmak mümkün mü?
sorun hızda değil, talepte aslında. insanoğlunun bitmeyen isteklerini karşılamak için bu hız gerekli. ama zamanın ritmi neyse ona göre. roma’nın isa’dan önceki son çeyrekte yaklaşık 1.000.000’luk bir nüfusu vardı. böylesine bir nüfusun doyurulması için haftada yaklaşık 5.000 ton tahıl gerekliydi. ortalama bir roma kağnısının yarım ton taşıyabildiği düşünülecek olursa, bu da her hafta roma’ya yaklaşık 10.000 kağnının girip çıktığını gösteriyor.* milattan öncesi için çok iyi bir sayı. hatta bir roma kağnısını hızının 3 km, günümüz londra’sında bir arabanın hızının 12 km olduğunu düşünecek olursak, acaba hangi şehir daha hızlı diye sormak gerekiyor.
yavaş şehir’in en önemli özelliği çok uluslu şirketlerin ele geçirmeye başladığı yerel üretimin ve üreticinin korunmasını sağlamak. bu örnekler ne kadar etkili olur bilinmez. bu kadar küçük pazara sahip yerlerde, hem de geleneksel yöntemlerle ancak mostralık bir üretim söz konusu olabiliyor. buna da ulaşmak oldukça zor ve pahalı. lokal üreticileri korumak iyi niyetli bir çaba olsa da bu sorunun endüstri devrimine geçişten bu yana varolduğunu görmek umutları kırıyor.
1800’lerin başında londra dünyanın en büyük metropolüydü. sömürgecilik, tarım ve sanayi devrimlerinin fitilinin ateşlenmesiyle londra büyük bir cazibe merkezi haline gelmişti. göçle birlikte nüfus artmış, sosyal ve ekonomik farklılıklar en üst seviyeye çıkmıştı. işte bu dönemde william cobbett yerel üretimin nasıl sekteye uğradığını yazıyor. bakalım şimdikiyle bir benzerlik bulabilecek miyiz? “…şehirler pazar kasabalarını ve köyleri, dükkânlar pazarları ve panayırları bitirdiler, kent toplumu içerisinde kendi isteklerini karşılamayı düşünen pek kimse yoktu, hazır olanı almak günün modasıydı. kahya kadınlar yemeklerini pişmiş satın alıyordu, çocuklara emsinler diye meme kiralamaktan daha yaygın bir şey yoktu…” cobbet’in yazıları bazı noktalarda oldukça faşizan olsa da bu büyük pazardan aldıkları pay git gide yok olan köylünün derdini dile getiriyor. bugün türkiye’de de herhangi bir köy ya da kasabaya gittiğinizde duyabileceğiniz sözler bunlar. (cobbet’in diğer yazıları için kaynak)
yavaş hareket, adına yakışır bir hızla emin adımlarla geliyor. dünyanın birçok yerinde, okullar, organizasyonlar var. gurular insanlara nasıl daha yavaş ve daha huzurlu olacaklarını anlatırken, bir yandan da yavaş ürünler yaygınlaşmaya başlıyor. tahminim kısa bir süre içerisinde yurdumuzda da hangi şehrin daha yavaş olduğu yönünde çalışmalar başlar. yavaş hareket özellikle zor durumdaki bölgesel ekonomilere çözüm olabilecek alternatif olarak düşünenler var ancak şikâyet edilen sorunlara ancak geçici çözümler üretebileceklerini düşünüyorum. büyük kapitalist ekonomileri bu şekilde delikler açarak engelleyebilmek oldukça zor, hatta kendisi de bu çarkın bir parçası olması muhtemel.
tanpınar’ın mazi anlayışını belki de en güzel anlatan sözdür; dün bugündür, aslında değişen tek şey zamandır. zamanı değiştirmenin imkânsızlığını anlatır. bu beyhude çaba bizi ancak taşımak zorunda olduğumuz ağır bir yüke mahkûm ediyor. başta söylediğim gibi eskinin de şimdi olduğu zamanlar vardı. her yavaşı eski sanmak, eskiyi de doğru sanmak büyük bir yanılgı. yavaşın adını bugün koyamaz. yavaş demdir. dem de öyle kolay bulunmaz. diyor ya şair “aheste çek kürekleri mehtab uyanmasın…” işte onun gibi bir şey.
Jenerik

Spacer
Spacer
12 ahkam var
Önceki yazı: Jeanne d'Arc Efsanesi
Sonraki yazı: EŞEK

Ahkâmlar

Çok sade ve akıcı bir dille anlatılmış
Çok teşekkürler...

Çarklar çok hızlı dönmeye başladığı vakit, çarkları yavaşlatmanız gerekir; çünki fevkalade ısınan çarklar işlevlerini yitirip "corparation"da sorunlara sebebiyet verebilir. Veyahut eksi 273 dereceye indirgeyip sıcaklığı, sürtünmeyi sıfıra indirebilirsiniz.(Bkz. Afrika'ya yapılan nice yemek yardımları)

Çarkları döndüren bir güç vardır, o güçleri memnun etmeniz gerekir. (Bkz: More-Mark Osborne) Ezcümle rage against the machine hesabı takılmak görünürde fevkalade hoş gözükmektedir.

Bana sorarsanız tek çözüm çarkları yerinden söküp atmaktır. (Bkz: John Zerzan-Green anarchy)

Gerçi her arz kendi talebini yaratır demişler (:

ben bu yazıyı defalarca ötesi tutmak? ve üzerine bir dolu yorum yapmak isterdim, ama yavaş yavaş tıkandım diyelim, insanoğlu işte, bir yere kadar.

fevkalade.

@ thing; kitabı da okumanızı öneririm.
yorumlar için teşekkürler.

yavaş- yavaşlık üzerine konuşup da kundera'dan bahsetmemek olmaz. ayrıca tamilgerillası aylaklık ile belki yavaşlığı karıştırmamak gerekir.

yavaş hareketin en vurucu, en göze batan işi ise yavaş şehir (cittaslow) projesi. nüfusu 50.000’i geçmeyen kent ve kasabaların, belirtilen diğer ekonomik ve çevresel koşullara da uyması halinde yavaş şehir olunabiliyor. italya’da başlıyan hareket daha sonra avrupa çapında büyüyen bir ağa sahip oluyor. yavaş şehirlerde öncelikle ekonomik üretimin bölgesel üreticiler tarafından yapılması mühim, birçoğunda zincir restoran ya da dünyaca ünlü markaların satışları yasak ya da sınırlı. üretim yapılan yerlerde çevresel koşullara azami dikkat söz konusu. motorlu araçların kullanımı da oldukça sınırlı. bu şehirlerde insanlara daha yavaş, daha sakin, daha mutlu bir yaşam öneriliyor. bu kadar çok daha’nın olduğu bir yerde insanlara azı anlatmak mümkün mü?

neyse ben konuyu çok dağıtmadan, bu işe felsefeye vs. hiç inanmadığımı ekleyeyim. dünya büyük bir köydür yalanının karşısına bütün köyleri koruyalım gibi bir şey yapmak sosyolojik bilumum gerçeklik bağlamında beni rahatsız ediyor. şehirleri köyleştiremiyeceğimize göre (türkiye üzerinden değerlendiriyorum), köyleri şehirleştirmek daha mantıklı geliyor. çünkü köy, taşra, kasaba özü gereği yavaştır zaten. şehir ben ve aynı zamanda hızdır, kaostur. olan bir durumu- saltı- özü değiştirmek bana nedense mantıksız geliyor. ya da ben anlamadım diyeyim. çünkü yereli korurken sakat olan geleneği de beslersiniz. kısaca şunu demek için debeleniyorum. küreselleşmenin getirdiği yıkımdan korunmaya çalışırken bir taraftan da başka bir yıkıma yol açar diye korkmaktayım. yani bir tüketim çılgınlığını hafifletmek ( mac. yasaklamak) sorunu ortadan kaldırmıyor. sadece yönünü değiştiriyor. bu yavaşlığı sağlamak için kurallar silsilesi koyuluyor. oysa kuralsızlığa inanıyorum, ben. avrupa'nın sorunu bu değil midir zaten? kuralların çerçevelediği bir yaşam, bu yaşamı tüketen hadi doğaya dönelim, organik yaşayalım, yereli de koruyalım şiarları....peki bir zaman sonra bu sakin, dingin hadi tırnak içinde mutlu yaşamı tüketince ne yapacak insanoğlu? soru duruyor? sonuç bir tüketime çıkacaktır zaten. araçları değiştirmek insanoğlunu geçici bir süre doyurur.

taşrada zaman akmazken, yavaşlık aynı zamanda zaman olgusuyla değerlendirilirken; şehirde zaman yetmez. mümkünse taşrayı yerle bir edelim.

@nevdalist; kundura'ya teğet geçtim, çünkü yavaşlık, yavaşlık kadar hafıza ile de ilgili. ancak aylaklık konusundaki tavsiyenizi anlamadım. nerede böyle bir karışıklık var?

kundura ne abi!! bütün kundera sevenlerden özür dilerim :))) bu arada bu değiştir butonu da gitmiş. iyice wordpad modeline gidiyoruz hafif'te... hadi hayırlısı.

size yönelik değildi. aylaklığa övgü kitabına, russell'ın herşeyin başlangıcı aylaklıktır önergesine istinaden yazılmış; yavaşlıkla karıştırmayın gibi bir şey demek istedim.
kitabı okuyanlar bilir. günde 4 saat çalışalım önerisi vardır ve süper bir öneridir :)

yavaş şehirin düşmenı hızlı akan zaman,tebrikler.

İtalya'da 6 bin kişin katılımıyla yapılan Toprak Ana toplantısı ve yavaş yemek akımın haberi bu haftaki aktuel dergisinde vardı.

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu

network siteleri