Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "notlarını broong'ta paylaş..."

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Filistinde olan bitenleri anlatmak bu kadar aşikar olmasına rağmen bir o kadar zor. O yüzden Edward Said'in söyleşilerinden ve yazdıklarından kısa bir derleme yaptım. Aşağı kısımda belirttiğim yazı tamamen Edward Said'in kendisi tarafından yazılmıştır. İlgili olanlar kaynakta belirttiğim kitabı okurlarsa daha ayrıntılı bilgi edinebileceklerdir. Hasılı kelam sözü Edward Said'e bırakıyorum:

Beklemek ve bitmek bilmeyen beklentiler ve hiçbir zeman gelmeyecek olan, ama bu süreçte herkesi hemen hiç değişmeyen bir mekanda eli kolu bağlı, palyamçomsu, zavallı bir bayağılık durumu içinde donduran bir şeyin gelmesinden önceki an.

Salman Rüşdü hakkındaki fetva ile ilgili gündem esnasında İslami tahammülsüzlük üzerine söyleyecek çok şey bulmuş olan Yahudi ya da Yahudi olmayan batılı libareller bugün Yossi Sarid ve Mahmut Derviş’e yöneltilen saldırılar karşısında ağızlarını bile açmamışlardır. İsraillililrin bu histerik tepkisi nedendir ve burada söz konusu olan ne türden bir kırılgan kimliktir ki Filistinlilere ait bir şiir nosyonuna-sadece nosyonuna- bile tahammül edilememektedir? Resmi Siyonizm 50 yıl boyunca Filistin halkının varlığını reddetmişti, ama sonunda Filistin varlığını tanıma olanağı ortaya çıkınca Yossi Sarid İsrailli öğrencilerin bir Filistinlinin şiirini okumalarının iyi bir fikir olabileceğinin önerisini yaptı….

Son bir zirve mi?

Filistinliler şimdi Nablus, Ramallah ve Eriha’da bulunan insanlar olarak gösteriliyor;oraya nasıl gittikleri, bazılarının ortaya nasıl 1948 ve 1967’nin neticesinde geldikleri, Tiberias ve Safad’ın bir zamanlar nasıl Arap ağırlıklı oldukları, kısacası bu türden her türlü uygun görülmeyen bilgi ders kitaplarından basitçe çıkarılmış durumda. Bir altıncı sınıf tarih kitabında Arafat’a sadece Filistin yönetimi’nin başkanı olarak değiniliyor, FKÖ başkanı olarak tarihine, Amman, Beyrut ve Tunus günlerine hiç değinilmiyor.Başka bir kitapta Filistin çocuklara boş bir dikdörtgen olarak sunuluyor.
Tarih gerçekte neyin yaşanmış olduğunu belirlemeye çalışan tarihçilerin çabalarıyla değil, büyük güçlerin (ABD ve İsrail gibi) tarihte neyin içerilmesine müsaade edip etmediklerine göre yazılmak isteniyor. Irak 1990 ve 1991’deki birkaç aylık işgalin bedelini Kuveyt’e hala ödemeyi sürdürüyor ve bu tazminat olması gerektiği biçimde. O halde İsrail tüm süistimallerine karşı tazminat ödemekten mucizevi bir şekilde muaf? Güney Lübnanlı yurtlaşlardan topraklarının 22 sene işgal altında tutuluşunu ve hepsi İsrailli uzmanlar ve onların Lübnanlı işbirlikçileri tarafından denetlenen ve sürdürülen Khiam zindanı dehşetini, işkenceleri, tecrit hücrelerini ve insanlık dışı koşulları bağışlamaları nasıl beklenebilir?

Edward Said ve Ari Shavit söyleşisi

-Profesör Said, pek çok İsrailli ve yalnızcaİsrailliler değil başkaları da, sizin seçkin bir akademisyenin Lübnan sınırında İsrail ordu birliklerine taş attığınızı duyduklarında şaşkına döndüler. İsrail birlikleri Güney Lübnan’dan zorunlu olarak çekildikten sonra isiz bu kadar sıra dışı bir eyleme iten nedir?

Bir yaz ziyareti için Lübnan’daydım. İki seminer verdim ve ailem ve arkadaşlarımla birlikte oldum. Ardından oldukça etkileyici bir insan olarak gördüğüm Hizbullah’ın manevi lideri Şeyh Hasan Nasrallah ile buluştum.

\
Çok sade bir adam, oldukça genç, kesinlikle zırvalamıyor. İsrail’e karşı, Vietnamlıların Amerikalılara karşı geliştirdikleri türden bir strateji uygulamış: Onlarla savaşamayız çünkü orduları, donanmaları ve nükleer seçenekleri var, o halde yapabileceğimiz tek şey ölümü enselerinde hissettirmek.Ve tam olarak yaptığı da bu.

Edward Said ve David Barsmian söyleşi

-Filistin ihtilafı hakkında yazı ve konuşmalarınızda sürekli 1948 merkezi önemine değiniyorsunuz.

1948'de nelerin yaşandığı anlaşılmadığı sürece, bugün nelerin yaşanmakta olduğunu ve Filistinlilerin durumunu anlamanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Filistin’de esas olarak Araplardan oluşan bir toplum köklerinden koparıldı ve yıkıma uğratıldı. 870.000 kişilik
Arap nüfusunun 3‘te 2 si bir tasarım sonucu dışarı atıldı. Siyonist arşivleri bu konuda oldukça nettir ve birçok İsrailli tarihçi bu konu hakkında yazmıştır. Tabii, Araplar bundan sürekli söz ediyorlar. 1948 ihtilafının ardından Filistinliler kendi memleketlerinde bir azınlık durumuna düştüler. Bunların 3 te 2 si mülteci oldu ve onların çocukları bugün 4.5 milyonluk nüfuslarıyla Arap dünyasına, Avrupa, Avusturalya ve Kuzey Amerika’ya dağılmış durumdalar. Geriye kalan insanlar 1967 yılında Batı Şeriya, Gazze ve Kudus'ün İsrail tarafından alınmasıyla askeri işgale maruz kaldılar. 1948 Filistinin kendi kaderini tayin hakkı arayışının başlangıcıdır. Bu arayış 1967 ile başlamaz. 1967 İsrail işgalinin tamamlandığı yıldır.

1948 yılında Filistinli Araplara ait toprakların neredeyse tamamı, kabaca yüzde 94'ü İsrail tarafından Yahudilere tasis edilmek üzere askeri işgale uğradı.Bu şekilde, geriye kalan ve İsrail nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan Arapların toprak sahibi olma haklarıda ellerinden alınmış oluyordu. Şimdi İsrail topraklarının büyük bölümü devlet tarafından yahudi halk için kontrol altında tutulmaktadır. 2. si, 400 küsür arap köyü kibutzların inşaa eden İsrailli sözde yerleşimciler tarafından yıkılmış ve yeniden imar edilmiştir. İsraildeki her kibbutz 1948'de el değiştiren arap mülkü üzerinde kurulmuştur. 1948'in yaraları ağırlaşarak varlığını sürdürmektedir, çünkü İsrail Filistinlilerin başına gelenlerin karşısında hiçbir sorumluluk kabul etmediğini, bu insanların
lideri öyle istediği için gittiklerini söylemiştir. İkincisi, temmuz ayında Camp David'de Filistinlilerle yapılan son toplantılarda dahi 1948 yılında yerinden edilen her filistinlinin
dönüş hakkının dikkate alınacağına dair İsraillilerin hiç bir girişimi yoktur. Meselenin özü budur.

-İsrail'in "savunma"da olduğu söyleniyor.

Doğru, İsrail ordusu İsrail Savunma Güçleri şeklinde adlandırılıyor. İsrail ordusunun bir savunma ordusu olduğu iddia ediliyor. Medya İsrail ordusunu İsrail'i Filistinlilerden koruyormuş gibi gösteriyor. Filistinlilerin polislerin sahip olduğu bazı hafif silahlardan başka hiçbir şeyi yok. Ortada İsrail kurşunlarına, helikopterlerine, tank ve roketlerine karşı taş atan gençlerin oluşturduğu bir nufus var. En önemlisi, tüm çarpışmaların İsrail askeri işgali nedeniyle Filistin içinde cereyan etmesi. O halde burada "savunma" sözcüğünün kullanılması soytarılıktır. Söz konusu olan Filistin topraklarındaki bir işgal kuvvetidir ve Filistinliler işgale karşı direnmekte, İsrail ise işgali uzatmakta ve sivil halka direnişin bedelini ödetmektedir.

"Terörizm" hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bu son derece çirkin bir çatışma ve Siyonistlerin 1920'lerde Filistin'e terörizmi sokmalarından beri devam ediyor. Bu ilk Siyonist aşırı grupların başvurdukları standart yöntemlerden biriydi; Arap pazar yerlerine bomba koymak ve halkı terörize etmek, 1930 ve 1940'larda, Siyonistler tarafından İngilizlerin Filistin'den Çekilmelerini hızlandırmak amacıyla kullanıldığında doruk noktasına varıldı. o zamandan beri çok şey yaşandı. Ortada korkunç can kaybı var ki canlarını kaybeden masum insanları geri getirmek ya da bu kayıpları mazur görmek mümkün değildir. Buna karşın, Filistin kayıplarının daha büyük olduğu unutulmamalıdır. Örnek vermek gerekirse: şu son altı haftanın rakamlarına bakıldığında (kasım 2000) 180 Filistinli ve 14 İsraillinin öldürüldüğü görülecektir. Öldürülen 14 İsrailliden 8'i askerdir. Öldürülen Filistinlilerin hepsi sivildir. Bu bağlamda, terörizm Filistinliler açısından zayıf ve baskı altında tutulanların silahlarına dönüşmüştür. Son derece sınırlı ve münferittir, ama kendilerini her zaman kurban olarak göstermeye çalışan İsrailliler tarafından gülünç ölçülerde şişirilmektedir. Onlar bu çatışmada kurban değiller. Onlar ezenlerdir.

ABD adil bir arabulucu gibi tarif ediliyor?

İsrail bugün yeryüzünde kabaca toplam 170milyar dolara ulaşan ABD ekonomik ve askeri yardımı alan tek ülke. ABD'li her politikacı, ister New York eyaletinin kuzayinde küçük bir bölgede kampanya düzenlesin isterse başkan adayı olsun, kendisini İsrail'in koşulsuz destekçisi ilan etmek durumundadır. Çünki İsrail lobisinin gücünü, İsrail yandaşı, duyarlı ve politik açıdan becerikli bir cemaatin varlığını dikkate almak durumundadır. ABD politikası her yönüyle İsrail'in korunması ve desteklenmesi üzerine odaklanmıştır. İsrail'in işkence, sivil halka karşı ateşli silah kullanma, yerleşimler ve yasadışı ilhak gibi uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri nedeniyle Birleşmiş Milletler'de engellenmemesi için ABD, Güvenlik Konseyi'nde 60 kadar veto kullanmıştır. ABD'nin adil bir arabulucu olduğunu söylemek akla aykırı bir tanımlamadır. ABD İsrail kampına çok fazla yakındır. Ayrıca barış sürecine katılan Denis Ross, Martin Indyk ve Aron David gibi çok sayıdaki görevlinin İsrail lobisinin eski adamları oldukları unutulmamalıdır.

KAYNAK : Yeni Binyılda Filistin Sorunu-Edward SAİD


7 ahkam var
Önceki yazı: KAMPUMBAĞA-2
Sonraki yazı: İç sese yolculuk

Ahkâmlar

yesh gvul, 'her şeyin makul bir haddi vardır' yada 'yeter artık buramıza kadar geldi!' diye feveran eden israilli 3000 kadar askerin imzaladığı bir bildiriymiş. tercümesi 1e1 çeviriyle 'bir sınır var' a tekabül. 1982 birinci lübnan savaşı esnasında hazırlanmış ve imzalayanlar arasında önceden de emirlere itaatsiz, askeri mahkeme görmüş askerler de varmış...wikipedia
bilmiyorum :)
saygılar.

lecteur DİYOR Kİ, (02 Temmuz 2008 21:29)

yesh gvul, 'her şeyin makul bir haddi vardır' yada 'yeter artık buramıza kadar geldi!' diye feveran eden israilli 3000 kadar askerin imzaladığı bir bildiriymiş. tercümesi 1e1 çeviriyle 'bir sınır var' a tekabül. 1982 birinci lübnan savaşı esnasında hazırlanmış ve imzalayanlar arasında önceden de emirlere itaatsiz, askeri mahkeme görmüş askerler de varmış...wikipedia
bilmiyorum :)
saygılar.


(:

İdrak edemeyenin susması gerekir. Spinoza

bu bir süreçin bir bakış açısından yansıtılışı belki;
ki önemlidir!
ama esasında şunu bilmek düşünmek gerekir mi?
bu kimin ne kadar umrundadır?

bu tarihin tekerrürden ibaret olduğunu somutlaştırıp duran koca bir gerçek belkide.ama sadece bir sömüren ve sömürülen ilişkisi değil...benim hayranlıkla izlediğim bi direniş durumu...
filistin=direniş
filistin=acı
filistin=iman gücü

sözcükler dile getirmeli seni,yönetmeli değil

ABD bu konuda adil olabilirse bende adımı "adil" olarak değiştirip erkek ismi ile yaşamayı göze alırım.

Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.... Andre Gide

Ekonomik, askeri gücün varsa her seyi istedigin gibi kurgular yönetirsin. Biz ne desek, ne yapsak, bi taraflarimizi yirtarak avaz avaz bagirsakta onlarin dedigi oluyor. Ne acidir ki" onlarin gücleri nerde ise uzaya turlar düzenleyecek, biz hala kilikla kiyafetle sakalla basla ugrasiyoruz.:(

Of Not Being A Jew

İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden
taraçadan, bahçeden
ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
canlıların korka korka uzandıkları zemin
ağzımda kef
iki gözlerimde mil
iniyorum kulelerinden
katil.

Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?
Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan
beni çağırmaktadır?
Göklerin çökeltisinden başkaca soy
toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin
iniyorum kirli eteklerine
beni emziren kaltak şehrin
iniyorum ama indirilmedim
iniyorum çalıntı tahtımı terkederek
arada bir çehremi dalgalandıran karaltı
vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek
iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için
indiğim yerde beni bir bekleyen yok
indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim
puslu, çapraşık, koklanmamış
ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap
bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim
yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı
benimle açsaydı ağırdan
tükeniş faslını mızrap.

Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?
Ne dökülüş inişimde, ne çakış..
Yalnızca o çetrefil
aralama zahmetine katlanarak
iniyorum kızları utandıran iççekişle
erkekleri boğan kasvetle iniyorum.
Öfkemdi başlattı yolu
ısrara gerek var deyip durdu şehvetim
istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat
tarih onu tanımazlıktan geldi
bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım
belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra
ama ben hıncahınç bekçisi kalacağım burçlarımın
sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.

İniyor ve inliyorum
nereye bir kucak dolusu
sonluluk sorgusu getiriyorsam
oraya bir kucak da getiriyorum
bir kucak sadece genç ve diri değil
bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil
bir kucak sadece erkek ve vakur değil
bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil
bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil
bir kucak sadece gürbüz ve atak değil
bir kucak sadece üzgün ve dindar değil
bir kucak sadece temiz ve sevecen değil
bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil
bir kucak sadece cömert ve sıcak değil
bir kucak sadece sancılı ve keskin değil
bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil
bir kucak sadece öksüz ve çolak değil
bir kucak
sadece bir kucak
açılınca açıkları kapatan
acıkınca doyuran
ve doyurunca
nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü
darası alınmaz yüküm bu benim
kayda geçirilemez, narhı konulmaz
resmen ve alenen ifade usulü yok
gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır
dizimin dermanıdır o
buradan gelir cesaretim
bende bu kucak olduktan sonra
iyi veya kötü ne yapılabilir
kendi hayatı aleyhine
binlerce defa dolap
çevirmiş olan bana?
Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor
kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak
her sevincimi viran eden bu hayvan
yalanlar içinde boğulmamı önlüyor
ondan kurtulacak olursam biliyorum
beni yaşamakla coşturan
bir kaynak keşfederim
ondan kurtulduğum an
bütün boyutlarımı
kaybederim.

Önceleri, acemiyken
bu vaşak yokken daha yanıbaşımda
okul müdürü
veresiye satan bakkal
kapıcı ve akrabaları
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.

İşte o zaman bildimdi
anladımdı o sıra
ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim
bu çuha, bu sicim elden çıkarsa
acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza
bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi
berbattır balkonda o güneşli sabahlar
biraz açılmak için açıldığınız kırların
aniden karşılaştığınız ırmakların
ürpertesi ahmakça
böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem
benden iki bakışık parça
çıkarmaya çalışan boylam da berbat
ipekli libas giymem, altın takınmam
atımın eğerinde kaplan derisi yoktur
çehreme iyi baksalardı yırtılırdı
uykularının zarı
uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar
bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken
uykularına tutundular..
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
acılardır paylaşan çocukları
gün geldi paylaşıldı acılar
çocuklar paylaşıldı
bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım
gittim bir kuyudan su çektim
halka boynumdan geçti
geçti boynuma kemend
d harfine bak dedim
nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri
harf ol harfle birlikte kıyam et
harf ol harfler ummanına bat
çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
çünkü böndür altında kaldığım töhmet
uğradığım kinayeler bön ve berbat.

Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rabb bellemiyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim su çekdim en derin kuyudan
En hileli desteden
kendi kartımı çektim
yaktım belgeleri
bütün tanıkları yok etmek için
ricacıları öldürdüm
onlar bu dumanlı dünyanın
beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi
gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti
özüm gelinceye kadar bana temas etmişti
bu dokunuş parlatınca beni
benden biraz dünya
isteyen ricacıları
öldürdüm ve
kıtal bitti.
Yazık.
Yazık ki yazgımın boyası koyu.
İnilecek kadar indim. Hayfa.
Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura
eskilerin tayfası yine hep buradalar
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar
havada hayza benzeyen aynı koku
binalara yaklaşırken eskisi gibi
sıklet artıyor
hâlâ ayırdedilemiyor dişli gıcırtıları
çocuk çığlıklarından
tanıyorum bunlar
bulutlara bakmak için penceresi evlerin
bu da deniz
hırs püsküren, toynak durduran deniz
rezeleri yerlerinden oynatan
vâdeden, vâdeden,vâdeden tesellicimiz.

Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı
Ufku muallâk deniz, bir yanımda
kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât?
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta...
Niye indim buraya ben?
Boşuna mıydı yol boyunca benliğime
musallat olan belâ?
Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?
Yine mi döndüm başa?
Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak
kimse bana dönmemiştir, dönemez
hele sen geçtiğin o ormanlar
rüyalarındaki canavarlardan sonra
çok uzaksın o ilk
fırlatıldığın zamana.
Aldanma bunlar tayfa değil
burada doğdu hepsi
denize hiç açılmadılar
denizi sen kadar bile
tanıyan yoktur arlarında
her biri uzak bir beldeden geldi
sanılsın istiyor yosmalar
böylece saygın fahişeler
arasına katışacaklar
müptezel birer facire olsalar da.
Tecimenler, onlar da sahi değil
onlar da olmayan tayfaların
gemilerinden çıkan malları
sattıklarına inandırmak istiyor
şehrin acemi insanlarını.

Sen ve yağmur.
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.

Tarihe dersini vermek gerek
yoldan ayrılamazsın
yediremezsin sokulmayı kendine
tabiatın apışaralarına
ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu
durdurabiliyor seni
ne gürültülü bir havra.
Yükün ağır.
He's so heavy
just because he's your brother.
Kardeşlerin pogrom sana.
Dostlarının eşiğine varınca başlıyor
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!

Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..

Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir

ömrüm burada
bütün Yahudiler gibi
raflara doğru, çekmecelere
sahanlıklara doğru geçti
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için
bir sıvaydım kendime kendi ellerimde
tıpkı Yahudiler gibi
buraların yerlisi ben değilim.

Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek
ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın
şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar
ben şarkıya dönünce
boğazlarındaki boğum insanların epriyecek
ve onun yerine her günkü işleri yaparken
kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı
kalbe gizlice batan kıymık geçecek
şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya
holokost neymiş meğer
herkes bilecek.

Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?
Yedeğimdeki okunaksız
şarapla lekelenmiş, solgun harita
uyduruk bir şey mi bilmiyorum
yoksa sahiden definenin yeri
gösteriliyor mu orada?
Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir
kalbe dönmekle define bulmak arasında?
Lâkin ben inerken her dönemeçte
bir parçasını ele geçirdiğim
her molada, her zorlanışında nefesimin
her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın
bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir
nerelerde kıraçlaşır
rahminde levendâne öcün tohumları yatan gece
güneşin şifa diye bilinen ışıkları
nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir...
Haritamda caddeyi ürpertiye açacak
birkaç kaçıktan başka nirengi noktası yok.
Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir
bir cenaze kalkarken yağan yağmurun
bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan.
Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı
ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için
hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde
canı sıkkın kızların yüzünden
döşünden ahı kalmış delikanlıların
dünyaya habire pörtleyeceğim
evlerin olanca tınısı dindiği zaman
kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları
fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından.
Yahudi değilsem bile
bende Yahudalık da mı yok-
Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?

İsmet ÖZEL

İdrak edemeyenin susması gerekir. Spinoza

ah biraz ders almasını bilsek..

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu