Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "epson stylus nx625"

Ön Sayfa yazıları gösteriliyor. (Çok tutulanları ya da tüm yazıları göster)

tuttum
19

Yirmi Liranın Arka Yüzü: Mimar Kemaleddin

İsviçre frangının üzerinde Le Corbusier'nin resminin oluşu Türk mimarlar tarafından şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla karşılanır. Ülkemizde mimarlara pek değer verilmediği, hala ne iş yaptıklarının anlaşılamadığı savı büyük ölçüde doğrudur. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın ne hususta çalıştığı kimilerince hala bir muammadır. Yirmi Türk Lirasının arkasında Mimar Kemaleddin'in resmini görüp "Bu adam da kim?" diyen vatandaşlarımızı da bu gibi sebeplerden ötürü anlayışla karşılamak gerekir. Mimar Kemaleddin'e Türk Le Corbusier'si demek biraz aşırıya kaçmak olsa da kendisinin -Dünya için bile tarihi bir değişim dönemine rastlayan yaşamı da göz önünde bulundurularak- Türk mimarisine-Türk Mimarisi diye bir kavramın oluşması da dahil olmak üzere-katkıları yadsınamaz.

\
Yirmi TL Üzerinde Mimar Kemaleddin Portresi ve Gazi Ünivesirtesi Rektörlük Binası

Mimar Kemaleddin Bey
Mimar Kemaleddin Bey
(1870-1927)

Kemaleddin Bey 1870 senesinde bir bahariye subayının tek çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya gelir. İlkokulu burada okuduktan sonra babasının görevi sebebiyle Girit'e gitmek durumunda kalır, orada Fransızca ve Arapça derslerine başlayıp, İstanbul'a dönünce de bu iki dili oldukça ilerletir. Liseden sonra mühendislik bilimlerine ilgi duyduğu için kaydolduğu Hendese-i Mülkiye Mektebi'ni (İstanbul Teknik Üniversitesi) birincilikle tamamladıktan sonra, burada öğretim görevlisi olan Alman mimar August Jachmund'a asistan olarak atanır. Osmanlı mimarisini incelemek için İstanbul'da bulunan Jachmund, Kemaleddin Bey'in öğrenci olduğu yıllarda Sirkeci Garı'nın tasarımında görevlidir. Kemaleddin Bey de bu oryantalist üsluptan etkilenir, bu etkinin izlerini sonraki yıllarda tasarladığı Edirne Garı gibi yapıtlarına da yansıtır.

Hendese-i Mülkiye'deki görevini dört yıl boyunca sürdüren Kemaleddin Bey bir yandan da açtığı özel bürosunda İstanbul'un çeşitli yerlerine inşa edilen köşk ve konakların tasarımını yapar. Jachmund'un da teşvikiyle aldığı devlet bursuyla mimarlık eğitimi için Berlin'e, Charlottenburg Technische Hochschule'ye (Charlottenburg Teknik Yüksekokulu, günümüz Berlin Teknik Üniversitesi) gönderilir.

Okuldaki eğitimini iki yılda tamamlar ve Almanya'da iki yıl daha kalarak bazı mimarlık bürolarında çalışır, deneyimini, görgüsünü artırır.

Sirkeci Garı, İstanbul
Sirkeci Garı, İstanbul, August Jachmund, 1890

Tükiye'ye dönüşüyle Handese-i Mülkiye'ye mimarlık ve inşaat mühendisliği öğretim görevlisi olarak atanır. Bu sayede de ulusal mimarlık düşüncelerindeki gelişme ivme kazanmaya başlar. 1908'de ilk meslek odası olan Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti'ni kurar. Meşrutiyetin ilanından sonra, 1909 yılında Evkaf-ı Hümayûn Nezareti'nde (bugünkü Vakıflar Genel Müdürlüğü) inşaat ve tamirat müdürü olarak çalışmaya başlar ve bu görevi 1919 yılına kadar sürdürür. Bu dönem kendisinin en verimli, mimarlık açısından en önemli eserlerini verdiği dönemi olur. Kamer Hatun Camii (Beyoğlu, 1911); Birinci (Eminönü, 1911), Üçüncü (Beyoğlu, 1911), Dördüncü (Eminönü, 1912-1926) Vakıf Hanları; Vani Efendi Medresesi (Eminönü, 1911); Kuloğlu Camii (Bostancı, 1913), Mahmud Şevket Paşa Türbesi; Medreset-ül Kuzat, Sultan III. Mustafa Mekteb-i İptidaisi (Üsküdar, 1917); Dar-ül Ülum (Medine, 1915) bu dönemde tamamladığı eserlerdendir.

Dördüncü Vakıf Hanı (günümüz Legacy Ottoman Hotel), Eminönü, Mimar Kemaleddin (1911)
Dördüncü Vakıf Hanı (günümüz Legacy Ottoman Hotel), Eminönü, Mimar Kemaleddin (1911)

Bir yandan tarihi yapıların, bakım, onarım ve restorasyonlarını sürdürmekte bir yandan da Osmanlı mimarlık ilkelerini daha ayrıntılı inceleme, kendi üslubunu oluşturma ve ulusal mimari konusundaki fikirlerini geliştirme şansı bulur. Sultan Ahmet, Ayasofya, Yeni Cami Hünkar mahfili, Fatih Camisi ve Tabhanesi ile Arap Camisi ve Nuruosmaniye Camisi onarımları belge ve çizimlerine ulaşılabilmiş restorasyon çalışmalarındandır.

\
Mimar Kemaleddin'in bir çizimi

Kemaleddin Bey çalıştığı kurumun kadrolarını genişleterek, kurumu bir mimarlık ve inşaat bürosu gibi çalışmaya teşvik eder. Bu büro mimarın fikir ve eğilimlerini yurdun çeşitli yerlerinde uygulayan bir grup mimar ve inşaat mühendisi yetiştirir, bu sayede Mimar Kemaleddin'in izleri kendisine ait olmayan kimi eserlerde de gözlemlenebilir. Bunun en belirgin örneği olarak İzmir, Mimar Kemaleddin Caddesi sayılabilir. Restorasyon çalışmaları sürerken Mimar Kemaleddin bir yandan da Şark Demiryolları Şirketi adına dört istasyon tasarlar. Filibe, Selanik, Edirne ve Sofya'da olan bu istasyonlardan tasarımına II. Meşrutiyet'in ilanından sonra başlanan Edirne Karaağaç Gar binası günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılmakta. Balkan Savaşları'nda Edirne'nin kurtarılmasından sonra yapımına başlanan binanın Dünya Savaşı sebebiyle yapımına ara verildiği ve ancak 1930'larda kullanıma açılabildiği biliniyor.

Filibe Garı
Filibe Garı, Bulgaristan, Mimar Kemaleddin

I.Dünya Savaşı'ndan sonra İttihat ve Terakki'nin nüfuzunu kaybetmesiyle, Evfak-ı Humayun'daki görevine son verilir. Kondüktör Mektebi Alisi'nde "Fenn-i Mimari", Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nde "Mimari ve Demir İnşaat" derslerini vermeye başlar. 1922'de Mescid-i Aksa'nın onarımı için davet edilir ve Kudüs'e gider. Cumhuriyet'in ilanından sonra Evfak'ı Humayun'daki görevine yeniden atanır ve yeni başkent olarak düzenlenen Ankara'daki proje ve tasarımları üstlenir. Burada ariyeriyle birlikte yaşamını da, tasarımını Vedat Tek'ten devraldığı son ve belki de en bilinen eseri Devlet Konukevi'ndeki (Ankara Palas) odasında beyin kanaması sonucu 17 Temmuz 1927'de noktalar.

Sirkeci Garı, İstanbul
Ankara Palas (Devlet Konukevi), Mimar Vedat Tek ve Mimar Kemaleddin (1927)

Mimar Kemaleddin, kısa denebilecek yaşamına savaşlar sebebiyle sayısız projesi tamamlanamamış dahi de olsa birçok ödül, fikir ve eser sığdırır. Henüz öğrenciyken aldığı ödüllerin peşinden, Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra restorasyonları sebebiyle prestijli RIBA (the Royal Institute of British Architects) onur ödülüne layık görülür. Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığına damgasını vuran Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın öncülerindendir. Bu akım geleneklere dönüş niteliğinde olup, bağımsız Türkiye'yi temsil eden, taklitçilikten uzaklaşma yolunda atılan adımlardandır.Birinci ve İkinci TBMM binaları, Etnoğrafya Müzesi, Türk Ocağı (günümüz Resim Heykel Müzesi), Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, Osmanlı Bankası gibi binalar bu akımın temsilcisi olan ve kimileri yabancı mimarlar tarafından tasarlanan Erken Cumhuriyet Dönemi binalarıdır.

Osmanlı Bankası (Günümüz İş Bankası), Mimar Guilio Mongeri
Osmanlı Bankası (Günümüz İş Bankası), Ankara, Mimar Guilio Mongeri (1926)

Mimar Kemaleddin'in 1919 sonrası başlıca eserleri: Türkiye'deki ilk çok katlı sosyal konut uygulaması olan Lâleli Harikzedegan(Tayyare) apartmanları (bugünkü Merit Antik Oteli); Ankara'da Devlet Demir Yolları merkez binası, İkinci Vakıf Apartmanı, Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası ve Muallim Mektebi'dir (Eğitim Enstitüsü).

Tayyare Apartmanları, İstanbul, Mimar Kemaleddin (1922)
Tayyare Apartmanları, İstanbul, Mimar Kemaleddin (1922)

Dördüncu Vakıf Hanı, İstanbul, Mimar Kemaleddin (1926)
Dördüncu Vakıf Hanı, İstanbul, Mimar Kemaleddin (1926)
İkinci Vakıf Apartmanı (günümüz Küçük Sahne) Mimar Kemaleddin (1927)
İkinci Vakıf Apartmanı (günümüz Küçük Sahne) Mimar Kemaleddin (1927)

Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsü, Mimar Kemaleddin (1930)
Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsü, Mimar Kemaleddin (1930)

Mimarın ölümünden sonra 1930 yılında tamamlanan Muallim Mektebinden sonra Birinci Ulusal Mimarlık dönemi kapanmış ve yurtdışından gelen mimarların etkisiyle ortaya çıkan İkinci Ulusal Mimarlık dönemi başlamıştır.

Kaynaklar:
Mimar Kemaleddin: Tarihin Dönüm Noktalarında Bir Yaşam (1870-1927) [Online Sergi]
Mimar Kemalettin, Vikipedi
Mimarlık Müzesi, Portreler Arşivi
Merkez Bankası Arşivi
Mimarlar Odası Ulusal Sergi

Spacer
Spacer
12 ahkam var

Ahkâmlar

ellerine sağlık vivian.

Her zaman çoban başka kaval başka çalacak.

Neden biz hep birilerinin kopyasını yapıyoruz.Öncelikle bizim tarihimiz ve mimarimiz de en az Fransızlarınki kadar eski peki neden bu zamana kadar bu değerli insanları tanımamışız.Şimdi de paranın arkasına koymuşuz sanki genç nesil bu paranın arkasındaki kim diyerek dönüp araştırıyormuş gibi.Burdan yetkililere diyorum ki daha güncel yöntemler bulsunlar ki gerçekten çocuklar tarihimizi daha detaylı öğrenebilsinler.

Tayyare apartımanlarının merdivenlerini ne biçimde güselmiş.

Mükemmel bir yazı olmuş, teşekkür ederim :)

www.kimkorkarvirginiawoolftan.blogspot.com www.twitter.com/kemalilafusun

Çok teşekkürler okuyan herkese. Umarım faydalı bir derleme olmuştur ve ilgilenenlere ulaşmaktadır bu yazı.

Belesh, Tayyare Apartmanları'na ben de bayıldım. Üstelik "ne biçim de" merak ediyorum şimdi :)
Alakalı iki ufak yazı:

http://www.arkitera.com/h5394-tayyare-apartmanlari.html

http://www.arkitera.com/haberler/2004/03/08/laleli.htm

Bir küçük anektot:

Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur... Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir... Sürekli, " işte Türk, yani barbar, vahşi vs... " demektedir...

Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere " yanınızda kâğıt para var mı? " diye sorar!Bu soruya spiker şaşırır ve " ...evet var ama n'olacak " der... Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır...

Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adlı şarkısını söylemiştir... Bu şarkının bir bölümü şöyledir: " Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan" (Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Başınıza Albümü / 1992). Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...

Barış Manço spikere sorar: " Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim? "

Spiker: "General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır, "General.......", "Amiral...........", "Komutan............." Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır...

Spikere der ki:
  • Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Şairdir...
  • Bu fotoğraftaki kişi Mevlana'dır. Düşünürdür...
  • Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...
  • Bu paradaki kişi ise Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen kişidir...
    Bizim paralarımız bunlar...
  • Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına "şairlerimizin", "düşünürlerimizin","bilim adamalarımızın" fotoğraflarını bastık...
    Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!" der...

Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri Canlı yayını keserler ve spikeri yayından alırlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Barış Manço'dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...

Ne güzelmiş :)

çok asil bir adamdı..

sevgili fransız insanlarının geçmişten gelen çok büyük kuyruk acıları vardır.

23 yaşındaki topçu yüzbaşı mustafa ertuğrul kendilerine akdenizin masmavi sularını cehennem olarak sunmuşur. neylesin garipler...

''Mustafa Ertuğrul, dört küçük topu ve kocaman yüreği ile, İngilizler'in dev uçak gemisi Ben My Chree'yi Meis'te sulara gömdü. Bir diğerini savaş dışı bıraktı. İki yüze yakın irili ufaklı tekneyi ve Fransız topçu tabyalarını top ateşi ile yaktı. Akdeniz'de sahillerimize ölüm kusan Fransız savaş gemileri, Paris II ve Alexandra'yı Kemer'de batırdı. Çanakkale'den Kurtuluş Savaşı'na kadar her cephede savaştı. I. Dünya Savaşı'nda yenilip silahlarımız elimizden alınırken İngiliz komutanlar bir tek bu şanlı bataryanın toplarını almayı askeri şerefe aykırı saydı. Bu dört top daha sonra onun ellerinde Kurtuluş Savaşımız'da Ege'de düşmanı hallaç pamuğu gibi attı.''

Alayına isyan.
Türk Hava Kurumu'ndan ''Tayyare'' adını alan bu apartmanlar, İstanbul'un betonarme iskelet sistemiyle inşa edilen ilk binaları. İstanbul'da ilk toplu konut.

İlginç bilgiler. Görmek lazım. Saolasın vivian.

Bazı fotoğraflarında Talat Paşa'ya benziyor.

Tabi ki günlük hayatta en cok kullandıgımız 20TL'lik banknot ve onun arkasında Mimar Kemalettin'in olması gurur verici. İstanbul'da onun eserlerine sıkça rastlıyoruz.. (yani paranın arkasında olsun olmasın zaten görsel zevkimizi etkilemiştir kendisi) Dördüncü vakıf hanı gerçekten mükemmel. Meltem Cansever'in Türkiye'nin kültür mirası 100 mimari şaheser'inden biri...

Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar. Ölümleri olur zaferleri. Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

pilli ilan

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu

network siteleri