Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "pentax optio p70"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
0

yoksa...

Uzar mıydı kolları yoksa dallanır mıydı acıları...zamanın belirsizliğinde bir oradan bir buraya sallanıyordu,yoktu ki sulayanı,gözlerini dikmiş yola yağmurları bekledi. Yağsa bir sağnak;temizlenecekti ruhunun sokakları,yağsa bir sağnak bitecekti bu bunaltıcı sıcak.Ruhunun koridorlarına onu yormayan bir güneş girecekti.Kapanacaktı bir sayfa ama açılacak yenisi var mıydı ki? Kendinin gölgesi olup bir serinliğemi bırakırdı dallarını yoksa yeniden budar mıydı yıllık kederlerini...yapraklarının çizgilerine gizlemiş kırgınlıklarını. Kaç aşk yaşamıştı,kaş isim yazmıştı yaşlı kalbine.Yaşayarak mı yaşlanmıştı yoksa her gün ölüme bir çizik daha atarak mı... Dar sokakları mı kaptırmıştı gönlünü,serin bir orman mıydı aradığı?Hem aradığı nasıl bir şeydi ki?neye benzerdi;aradığı gelse bile yeşertebilir miydi asırlık umutlarını... Dallarına konan kuşların baktığı yer kadar uzağa bakardı gözleri.Hiç tanımamıştı tanrıyı hem tanısa bile derdini anlatabilir miydi?Bazen kapalıydı yürek kapıları.Hem o denli kilitli ki açamazdı.Hem açsa da küflenmiş,çürük meyveleri mi bulurdu yoksa emeğinin semerisini mi alırdı... Sadık dostu rüzgar,gittiği yerlerden öyküler anlatırdı ona.Dinlediği öyküler kadar dindirmişti acısını.Dinlediği öyküler kadar sevmişti arsız rüzgarı.Ruhunda okunmaya değer öyküler biriktirmişti.Her şeyi sevmişti biraz.Karıştırır,harmanlar,bir iksire dönüşen duygularını ruhunun kağıdına sarar içerdi...söyleşirdi ağustos böcekleri hiç anlamadığı bir dilden,kıskanırdı ateşe dönen pervaneler gibi. Zaman,acıtıyordu dallarını,nasırlaşmış alışkanlıklarını;sanki gün doğdukça değiyoyordu yaralarına,çarptıkça gizlenmiş sapaklarına özlüyordu güzü;kar tanelerini konuk etmek,hem saklamak hem de saklanmak istiyordu.Ama kış,vururdu düşlerini hem de bir avcı gibi.Bu beyaz taneler döndükçe suya,birleşip sel olur,yutarlardı düşlerini onun.Temizlenir miydi kabuk tutmuş yaraları yoksa tuz mu basardı... Acı çeken her canlının haykırışları,heyezanları asırlarca bağırmayı bekler gibi yerleşmiti gövdesine.Yoksa onlarmıy dı bir gizli ordu gibi içten içe onu yiyip bitiren...Yolunun üstünde mi rastlardı şahitlik yaptığı ölümlere yoksa hep ona mı uğrardı bu beyaz keder... Hışırtılıydı şarkıları.Her şarkısı,gövdesine yerleşen başka başka çığlıkları çığırırdı.Gökyüzünü dolaşan nameler maviye bulanıp,kuşların ötüşleriyle geri dönerdi ona. Artık zaman dolmuştu.Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur,şehirde ve yapraklarının üstünde son valsini yapıyordu.Aradığını bulamayanın eksikliğiyle,bir dolu anı birikmiş bir acı içkiyi içer gibi eksik hissediyordu kendini.Gökyüzünün yaşları,onun yaşlarına karışıyordu...Aradığını sandığı,her satırını,biçimini,kılığını ezbere bildiği yalnızlık mıydı?soylu muydu yalnızlık yoksa soymuş muydu ruhunu dallanıp budaklanarak... Bildiği kadarını anlatmaya çalıştıkça anlaşılmayan,yavaş yavaş bir soluştu onun öülümü.Başka hayatlara erteledi,bildiği kadarını götürdü.Artık sesi sessiz,şarkıları yalnız,kuşları yalnız ve yaslıydı...O artık bir boyalı kuştu.


1 ahkam var

Ahkâmlar

boyali kus... hos bi sifat tamlamasi. kosinski`nin kusu da boyaliydi di mi...

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu