Kişinin nasıl varsayımda bulunduğunu, buna nasıl inandığını ve çevresini inandırdığını, kendisinin ve başkalarının hayatlarını nasıl varsayımda bulunarak zehir ettiğini ve varsayımda bulunmaktan nasıl kurtulacağını yazının ikinci bölümünde anlatmak istiyorum.

Varsayımda bulunma, genel olarak zihnimizden ya da başkasının zihninden geçen düşüncelerin her hangi bir somut delile dayanmaksızın doğru olduğunu kabul etmek ve ona göre davranmak demektir. Bu açıdan bakıldığında varsayımda bulunulduğunda düşüncelerin olumsuz olma şartı yoktur. Olumlu varsayımların da aslında zaman zaman zarar verici olduğunu söylemek istiyorum. İlerleyen satırlarda vereceğim örneklerle ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Siz hiç, ilk gördüğünüzde itici bulduğunuz bir insanla daha sonraları sıkı bir dostluk kurdunuz mu? Eminim olmuştur. Önceleri negatif durumlarda karşılaştığınız insanların sonraları size olumlu yaklaştığını görmüşsünüzdür. Hatta tersi de olmuş olabilir. Son derece pozitif bir elektrik aldığınız birinin daha sonraları sizin açınızdan itici biri olduğunu da öğrenmişsinizdir. Bunların sebebi zihinsel bir tuzak olan varsayımda bulunmakta yatıyor. Henüz herhangi bir veya birden fazla davranışını görmeden karar vermek yani o kişiyi size karşı olumsuz varsaymak ya da olumlu varsaymak…
Özellikle iç sesiniz sizi bu konuda oldukça fazla yanıltır. İç sesiniz size, kişinin yaramaz biri olduğu fikrini vermiştir. Siz de o fikri hiç şüphesiz kabul etmişsinizdir, yani varsaymışsınızdır. Sonrasında ise hayal kırıklığına uğrarsınız. İç sesimize güvenmemiz gerektiğine dair saçma bir inancımız vardır, iç sesinize güvenmemeyi aklınızın ucundan bile geçirmezsiniz. Her seferinde yanılıp her seferinde güvenmek… Ben, özellikle iç ses için şöyle bir değerlendirmede bulunuyorum. Bir tane bile basket atamayan ama her maçta yer alan bir oyuncu.
Kişinin kendine ve başkasına yönelik varsayımları.
Varsayımda bulunmak için belli bir mantık ararsınız. Bir işi yaparken iki kere başarısız iki kerede başarılı olduğunuzda, devamında iç sesiniz anlamsız bir şekilde başarısız olacağınız yönünde bir fikir verir çünkü sıra, başarısız olma sırasıdır. Bu tip bir varsayım özellikle takıntılı ve mantık yönünden güçlü insanlarda görülür. Aslında mantık yürüttüğü için varsayımda bulunmuştur ama doğru değildir. Böyle bir varsayımın ne gibi bir zararı vardır? Şöyle zararı vardır; işi yapacağınız sırada eğer kafaya başarısız olacağınız yönünde bir takıntı haline getirmişseniz o zaman işi yapmaktan çok başarısız olma kaygısı ön plana çıkar, moral motivasyon düşer. Kendinizi tanıyorsanız ve bu tip varsayımlarda çok bulunuyorsanız ilk soracağınız soru. Nerden biliyorsun? olmalı. Kendinize bu soruyu sorun. Nerden biliyorsun? Bu sizin iç sesinize karşı güç kazanmanız için bir fırsat verir. İstatiksel olarak bu ve benzeri varsayımlar bir şey ifade etmediği için rahatlarsınız.
Bazen de dışarıdan biri sizi etkileyemeye çalışır. Şu örnekte olduğu gibi. “Ben bu işi ilk yapmaya çalıştığımda başarısız olmuştum sende başarısız olacaksın.” Genelde ezik kişilerin gösterdiği bir tepkidir. Hangi statüde ya da maddi kazançta ya da fiziksel güçte olursa olsun böyle bir varsayım ezikliğin göstergesidir. Böyle söyleyen insanlara az önce söylediğimiz, nerden biliyorsun? Sorusunu soracağınız gibi, ikinizin farklı birer kişilik olduğunuzu, farklı psikolojik yapılarda olduğunuzu, farklı tecrübelerden geçtiğiniz için sonuçların da farklı olacağını söyleyebilirsiniz. Eğer yüzüne söyleme şansınız yoksa o zaman içinizden bunları söyleyerek psikolojinizi sağlam tutmaya özen gösterin.
Kişinin kendi sağlığına ve başkalarının sağlığına ilişkin varsayımları.
“Bende kolesterol çıktı, senin kilon benden fazla sende de kesin kolesterol var.” Bu tip bir varsayımın cevabı bellidir.” Sende olabilir ama bende olması için aynı şeyleri yiyor olmamız ve aynı fiziksel yapıda olmamız gerek, üstelik ben spor yapıyorum. Sende çıktı diye bende olacağını düşünmek mantıksız.“
Bazen de medyada çıkan sağlık haberleri kişilerin, sağlıkları konusunda varsayımda bulunmalarına sebep olur. Kalp hastalığının belirtisi, Kanserin belirtisi, cartın belirtisi, curtun belirtisi. Bazen de hastanelerin ve sağlık kuruluşlarının reklamını görürsünüz; şöyle oluyorsanız, kolunuzun altında beze çıktıysa sizde lenfoma olabilir. İmza bilmem ne hastanesi. Gözünüz de şöyle bir şey mi oldu sizde şöyle bir göz hastalığı olabilir imza bilmem kim göz hastanesi. Bu tip reklamları yaparak sizin sağlığınızın üzerinde varsayımda bulunan sağlık kuruluşlarının hiç biri gerçekte sizin sağlığınızı düşünmez. Bu tip reklamların tek hedefi takıntılı/evhamlı kişileri etkileyerek rant sağlamaktır.
Her zaman olduğu gibi böyle varsayımlarda, nerden biliyorsun? sorusunu kendinize sorabilirsiniz. Özellikle hastalık hastaları ve takıntılı kişiler varsayımlardan çok çabuk etkilenirler. O yüzden kendi kendilerine bu tip soruları mutlaka sorsunlar. Bu tip varsayımlarda nerden biliyorsun sorusu yetersiz kalıyorsa o zaman sağlık durumunuzun hayatınızı idame ettirip ettirmediğine bakın. Eğer sağlık durumunuzda varsayımdan önce hayatınızı etkileyecek aksaklıklar olmamışsa o zaman kafaya takmayın. Kafaya takıyorsanız zaten varsayım hedefine ulaşmış demektir.

Başka bir örnek
“ikisinde de nefret ediyorum” dedi kendisini dinleyen arkadaşına, “hâlbuki bana nasıl da bakıyordu” dedi beğendiği kız için. En yakın arkadaşının kendi beğendiği kızı ayarttığını ve onu affetmeyeceğini söyledi. Arkadaşı olayın iç yüzünü öğrenmek için araştırma yaptığında gerçek su yüzüne çıkmıştı. Kız aslında kendisine değil devamlı yanında gezen arkadaşına bakıyordu. Kızın bu bakışından kendine pay çıkarmış yani varsayımda bulunmuştu. Aslında son derece iyi niyetle masumane duygularla gelişen bir varsayımın ortaya getirdiği sonuçlar… Bu varsayımdan da anlaşılacağı gibi aslında varsayımın olumlu olması bile onun zararlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu olayda olumsuz olan varsayımın kendisi değildir. Varsayımın ortaya çıkardığı sonuçlardır.
Genelleme yaparak varsayımda bulunma.
“Bütün namaz kılanlar Atatürk düşmanı”,”Bütün Atatürkçüler din düşmanı”,”Başörtülülerin hepsi siyasi”,”AKP’lilerin hepsi anti laik”, “CHP’lilerin hepsi İslam düşmanı”,”Ülkücülerin hepsi ırkçı”,”Evrimcilerin hepsi ateist”,”Alevilerin hepsi dinsiz”. Şimdi bu varsayımların ne kadar yanlış olduğunu irdeleyelim.
Siyah ve beyaz arasında binlerce farklı tonda gri renk vardır. Genelleme yaptığınızda bu gri tonlardan eser kalmaz renkler ya siyaha ya da beyaza kaçar. Yani saflar belirginleşir. Bunun ne zararı olabilir?
“Atatürkçülerin hepsi din düşmanı” dediğinizde, namaz kılan fakat Atatürkçülüğü ön planda olan biri namaz kılmaktan vazgeçebilir,gerçekten islama düşman kesilebilir ya da “Namaz kılanların hepsi Atatürk düşmanı” dediğiniz de, İslami kimliği önde olan birini Atatürk ten nefret ettirebilirsiniz. Bu söylediklerim birer gerçektir. İnsan psikolojisinden anlayanlar, sosyoloji okuyanlar bu konuları çok iyi bilir. Toplumda şu anda bulunan kamplaşmanın temelinde bu varsayımlar yatar.
Şimdi sizden bir isteğim var bir gün boyunca kendinizin, arkadaşlarınızın, ailenizin konuşmalarına bir bakın ne kadarının varsayıma ne kadarının gerçeğe dayandığına dikkat edin, sizin başkalarının aleyhine yaptığınız varsayımları, başkalarının da sizin aleyhinize yaptığı gerçeğini de unutmayın.
Yazıda belirtmeyi unuttuğum ancak mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm bazı varsayımları da yorumda belirtmeyi uygun görüyorum.
Toplumsal şartlandırmaları doğru varsaymak.
Hiçbir bilimsel ve mantıklı sebep olmamasına rağmen toplumsal şartlandırmaları doğru kabul ederiz.
Bunların en başında elbette batıl inançlar gelir. En aklı başında bir insanda bile gördüğümüzde pek şaşırmayız, sanki olması gerektiği gibi davranmıştır. Örneğin kara kedi gördüğümüzde ya da önümüzden geçtiğinde uğursuzluk getireceğine inanırız. Elden ele bıçak, makas gibi kesici aletleri vermeyiz. Sebebi bunu yaptığımızda o kişi ile aramızın bozulacağını varsaymamızdır. Merdiven altından geçmeyiz uğursuzluk diye. Hâlbuki uğursuzluktan ziyade merdivenin ya da onun üstünde çalışan birinin, üstündeki bir şeyin düşeceğini bilerek geçmemek daha mantıklıdır. Yok, illaki batıl bir inançtır ya o yüzden yapmayız.
Batıl inançlarda ya da genel anlamıyla toplumsal şartlanmalarda zihin açısından kritik bir nokta vardır, bu noktanın aşılması gerekir. Eğer aşılmaz ise bunun doğru olduğu fikri her zaman zihnimizde kalır. Ne kadar aptalca görsek de bu kritik noktayı aşamıyoruz. Mantıklı olmadığını bildiğimiz halde en aklı başında insanlar bile bunu aşmayı denemiyorlar. Bu kritik nokta batıl inancın vuku bulduğu anda üzerine gitmektir. Yani birine makası mutlaka elden vermeyi deneyin. Ya da merdiven altından güvenli olduğunu gördüğünüzde geçin.
Batıl inançlara uymanın ne gibi bir sakıncası vardır? Başkalarının saçma inançları benim hayatıma etki etsin diyorsanız hiç düşünmeden devam edin. Şunu unutmayın ki bu inançlar sizin kendi fikriniz, düşünceniz değildi. Bunları birileri kafalarından uydurdu ve sizde kabul ettiniz. Bunun mantıklı bir beyin tarafından devam ettirilmesi, gelecek kuşaklara saçma inançları miras bırakmak, onların hayatlarına engel çekmek size iyi fikir gibi görünüyorsa devam edin.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.